Özlem boş avuntuyu reddeden bilinçtir: Ayrılışın acısını ılımlandırmaya çalışmadan, olduğu gibi yüklenen bilinç. Ne kendini aldatmaya ne başka birşeyle acısını hafifletmeye; teselliye yönelir: Olduğu gibi kabullenir acıyı. Özlenen gitmiştir, şu anda yoktur; yarın da ne olacağı belirsizdir… Pekala, öyle olsun!
Özlem, yarın neler olacağını bilmeden, yarın hep dün olmuş olanların, bugün olmasını ister… Zamanı karıştırır işte. Özlem zamansız olmak ister… Olur da.
Özlem, en çok yöneldiği olduğu halde, yarını siler; çünkü en çok önem verdiği dündür... Oysa özlem hep şimdidedir. İşte, karışıp durur özlemin zaman bağlamı… Özlem budur işte bomboş bir varlık ve dopdolu bir yokluk…
Özlem bazen öyle olur ki, özleyen bile, özlemine ulaşamaz olur. Öylesine yoğun olur ki, kendisini duyanı bile aşar. Özlem kendinin de, özleyenin de, özlenenin de ötesine geçer. Özlem bütün dünyayı kaplar ve görülmez kılar.
Özlem öyle olur ki, sanki dünyanın ortasında, her şeyi anlamsız kılan bir boşluk uzanmakta; gelip özleyenin de içinden bir kesit gibi geçmektedir. Özleyen bunu duyduğunda, bütün dünyaya sanki bir sisin ardından bakar gibi olur… Özlem her şeyi kaplayan boşluktur.