“Erdem Yılı, ciğerleri patlayacak kadar bağırmasına rağmen sesini kimseye duyuramayan tüm kadınlar için. Oturup susması ve her şeye katlanması gerektiği söylenen hepimiz için. Tierney'nin büyüleyici hikâyesi, bazen sadece var olmanın bile cesaret gerektirdiğini hatırlatıyor.
"Bu dünyada sana kötülük yapmak isteyen insanlar çıkacak karşına, ama unutma ki iyilik yapmak isteyenler de çıkacak. Kimi insanın yüreği karanlık, kimininki aydınlıktır. Geceyle gündüz gibi! Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme, herkesin iyi olduğunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama! Kendini koru kızım, insanlara karşı kendini koru!”
Aziz anne, doğum sonrasını ise şöyle anlatır:
"Gördüm ki doğuda bir bayrak, batıda bir bayrak, ve Kâbe'nin üstünde bir bayrak. Doğum tamamlanmıştı. Yavruya baktım: Secdede. Parmağını da göğe kaldırmış. Hemen bir ak bulut inip yavruyu kundakladı ve kapladı. Bir ses işittim: 'Doğuları be batıları dolaştırın, deryaları gezdirin; ta ki mahlûklar, Muhammed'i ismiyle, sıfatıyla, suretiyle tanısınlar
Meğer sevgiymiş kelamla dile gelen,
sevgi nefisten kalbe dökülüp aşka ulaşınca kelamın dili tutulur,
tüm kelamlar hamûş olurmuş.
Anladım, aşk gözde değil ruhta, kelamda değil sükûttaymış.