Bazen hayatınıza geri kabul edilmek için yapabileceğiniz hiçbir şey kalmaz. Denedikçe düşkünleşirsiniz. Bir küçük hata... Küçücük bir şey bütün hayatınızı silip atar. Hep birlikte size gülerler. Sizin olmadığınız her yerde bundan emin olmanız için her şeyi yaparlar sizden bahsedilir ve gülünür. Küçük düşersiniz, ezilirsiniz... Tiksinti uyandırır bir zamanlar hayranlıkla bakılan yüzünüz. Başlarını çevirirler. Artık sizi sevmek yasaklanmış gibidir. İsminizi anmaya cesaret edenlerle bile selamı sabahı keserler. Birkaç düşkün şövalye kalır geriye, belki birkaç vefakår... O bir avuç insan da o kadar kifayetsizdir ki gülenler karşısında, onların teveccühüne mazhar olmak bile utanç verir insana. Sanki... Sanki sahte bir peygamber gibi meczuplar kabilesi düşmüştür payınıza. Sizi sevenlere bile görünmek istemezsiniz. Yaşadığınızın adaletsizlik olduğunu hatırlatan bu dostlar, daha acı vericidir yalnızlıktan. Büsbütün unutulmak istersiniz, bir zamanlar sevilen, hayran olunan biri olarak hatırlanmaktansa... Eskilerden birinin sizi görüp isminizi çıkarmak için kekelemesini izlemektense,
büsbütün saklanmak istersiniz. 'Bir zamanlar, demesin diye, 'bizim için çok önemliydiniz. Birkaç dost, sırf üstlerine düşen görevi icra etmenin sıkıntısıyla, "Talihsizlik!" der, 'Keşke şöyle yapmasaydınız." 'Keşke şöyle olsaydı... Değiştiremeyeceğin, dönüp geri düzeltemeyeceğin küçücük şeylerden söz ederler. 'Adaletsizlik bu,' demek istersin... Öyledir zaten. Benim gibi bir kader sillesiyle gözden düşenler... Gözden düşenler, yelkenliler gibidir, bahtları bir rüzgâra bağlıdır. Hanımlar... Bazen rüzgâr esmez. Esmedi mi esmez yıllarca. İnsanı en çok kendini hayal kırıklığına uğratmak mahveder. Bir yandan onların alayı, bir yandan senin kendine biçtiğin başı sonu olmayan eza... Dert, dermansızlaşır