Şunu anlayın, dil gizleyebilir hakikati, ama gözler asla! Ani bir soru yöneltiyorlar size, irkilmiyorsunuz bile, bir saniyeliğine kendinize hâkim oluyorsunuz ve hakikati gizlemek için ne söylenmesi gerektiğini biliyorsunuz ve oldukça ikna edici konuşuyorsunuz, yüzünüzde tek bir kas bile oynamıyor, ama ne yazık ki, soru yüzünden endişeye kapılan hakikat ruhunuzun dibinden bir anlığına gözlerinize fırlıyor ve her şey bitiyor. Fark edildi, siz de yakalandınız!
Mini minnacık ikinci odada pencereciği açmış oturuyordum,–misafir elleriyle ölçmeğe başladı,–işte... şurada divan, karşısında bir divan daha, aralarında sehpa, sehpanın üzerinde harikulade bir gece lambası, pencereye doğru kitaplar, şurada küçük bir yazı masası, ilk odada ise, ki kocaman bir odaydı, on dört metre, kitaplar, kitaplar ve soba. Ah, rahatım öyle yerindeydi ki!
İnsan həyat yolu ilə addımlayarkən tufanlardan keçəndə də, günəşin şəfəqlərindən həzz alanda da, burulğanın düz ortasında dayananda da onun nicatı məhz iradəsindən asılıdır.