Kurgusunu yaşanmış gerçek olaylara dayandırdığı için mi çok beğendim ? İnanın bilmiyorum… Tarih acılarla ve hüzünle dolu. Yine de ‘ En kara gökyüzünde tepede ışıldayan bir yıldız, en derin gecede pırıl pırıl yanan bir mum vardır. Asla umutsuzluğa kapılma. Her zaman en yakın yaşam kaynağını aramalısın…’ sözü bile umudun kaybedilmemesi gerektiğini hatırlattı…
Herkesin bildiği bir cümleden başlamak isterim. Dünya gerçekten küçüktür. Yaşantılarımızda karşılaştığımız raslantılar bizleri ne kadar şaşırtır değil mi ? Ersin ve Selda’nın karşılaşması da biraz öyle oldu. Bazen kendi içimizde çözemediğimiz olayları raslantılar çözmeye çalışır. Kim bilir bu romanda az da olsa Şebnem’’in söz hakkı olsaydı belki de eksikliği tamamlayacaktı. Ayfer Tunç sanırım bunu diğer romanına sakladı.
Arasıra sakin, kısa öyküler okumak gerekiyor. Bu kitap da 100 yıl öncesinde bile bugünü yaşadığımızı görmemi sağladı. Mansfield’e etkili öyküsü için Teşekkürler
Suç dolu bir distopya ve suç dolu bir karakter Alex… Kitabı okumaya başladığımda 15 yaşında bir gencin bu kadar ağır suçlar işleyebileceğini düşünmek açıkçası biraz üzdü. Ben daha çok 15 yaşına kadar bu suçları işleyecek nasıl bir hayatı olabilir diye düşündüm. Zira filminden de göreceksiniz aile kavramı yine karşımıza çıkıyor. Çalışan anne baba ve oldukça da ilgisiz ve kötü arkadaşlıklar… Dünya iyi olmak zorunda çünkü iyi bir dünya aynı zamanda mutluluğun ve geleceğin olduğu bir dünyadır… Kitabın son bölümünde yapılan deneysel çalışma sonucu kişinin kendi iradesi alınmış oluyor. Bu aslında düşünülemez bir durum. Fakat Alex’in ulaka tavırlarını da farketmişsinizdir. Yaptıklarından hiç pişman olmayan hatta iyileştiğini farkettiğinde ki tavırları bile yeni suçları işlemeye devam edeceğini gösterdi. Evet kişinin hür iradesi alınamaz ama hayat da bir denge içerisinde gitmek durumunda. Kötülük ise bu dengeleri çok fazla bozuyor… Yazarın Kalemine sağlık….
Direnişin Melankonisi benim için zor bir kitap olmakla beraber bir o kadar da anlamlıydı. Birbiri ardına sıralanan uzun cümleler arasında kaybolduğumu ve yine bir şekilde bu uzun ve manası derin cümleler içerisinde yolumu bulduğumu gördüm. Okuması biraz zor ama çevirinin güzelliğiyle kelimelerin özenle seçilişiyle Valuska’yı, Annesinin başına geleni, Esterlerin hırslarını kavrayabildim. Herkesin başlayıp bitiremediği ama bitirenin de çok beğendiği bir kitabı okumanın mutluluğunu yaşadım. Ölmeden önce okunması gereken 1001 kitap arasında olduğunu da belirteyim :)