Kendimi bildim bileli, bütün günlerimi, haberim olmadan ve nefsime itiraf etmeden, bir insanı aramış ve bu yüzden bütün diğerlerinden kaçmıştım. O resim aradığım bu insanı bulmanın mümkün olduğuna, hatta pek yakın bulunduğuma, bir müddet olsun beni inandırmış, içimde, bir daha uyutulması kabil olmayan bir ümit uyandırmıştı.
Ve bir bebeği bağrına basmış bir kadın dedi: Konuş bizlere Çocuklar’a dair.
Ve o dedi:
Çocuklarınız sizin çocuklarınız değildir.
Onlar hayatın kendine duyduğu hasretin oğulları ve kızlardır.
Onlar sizin vasıtanızla gelirler, fakat sizden değiller.
Ve gerçi sizindirler, ama size ait değiller.
“Olmaz, Bayan Karasu” dedi o eski nazik ses tonuyla. “Ne yazık ki teslim olamam. Artık bunu yapamam. Dedemi öldürdüm, kardeşimin kalbini çıkardım, Alex’in derisini yüzdüm, babamı acımasızca katlettim. Artık geri dönemem” …
‘Bu bütünüyle doğru değil’, dedim yavaşça. ‘Ama ben zekanın tek başına hiçbir anlam taşımadığını öğrendim. Burada sizin üniversitenizde zeka,eğitim ve bilgi büyük idoller haline gelmiş. Ama şimdi biliyorum ki, hepinizin atladığı birşey var: Sevgi ve şefkat eli değmeyen zeka ve eğitim be para etmez .’