Zihnimi meşgul eden bir düşüncenin ya da bedenimi gevşemekten alıkoyan herhangi bir fiziki acının olmamasına karşın, yine de bir şeyler beni uyumaktan alıkoyuyor ve içinde bulunduğum anda hiçbir yaşam belirtisi göstermeyen o matlaşmış, tuhaf bedenimle karanlıkta bir ölü gibi, sere serpe uzanmaya devam ediyorum.
huzur bulmuyorum (ah, huzur daima bana yabancı kalacak!) kalbimin derinliklerinde, çok önceleri elden çıkarttığımız o kır evinin bir köşesindeki bir kuyuda kalan benliğimin karanlığında, yabancı bir evin tavan arasında sıkışan çocukluğumun o küllenmiş, yitik anısı hüküm sürmeye devam ediyor, orada huzura yer kalmıyor. Biliyorum ki asla huzura kavuşamayacağım ve tanrı kahretsin ki, içimde huzura kavuşma isteği de asla olmayacak.
Yüzeysel olmaya hiçbir zaman cüret edememiş birisi olarak, uykusuz geçen gecelerin arasında durgunca bekliyorum ve tıpkı sona eren bir düşten irkilerek uyanır gibi, daldığım düşüncelerden irkilerek uyanıyorum.
Ben kendi içine çekilmiş, utangaç,sinsi hayaletlerin kendilerine mesken ettiği,terk edilmiş bir evim.