وَلَرُبَّمَا تَأتِي المُسَرَّةُ بَغتَةً
وَتُرَاكَ تَنسَى كُلَّ أَيَّامِ الألَمْ
ثِقْ بِالَّذِي أَعْطَاكَ قَلْبًا طَيِّبًا
سَتَطِيبُ دُنيَانَا وَتَزدَحِمُ النِّعَمْ..
*Ve belki de sevinç ansızın gelir,*
_ve sana tüm o acı dolu günleri unutturur._
_Sana tertemiz bir kalp veren Rabbe güven,_
_dünyan güzelleşecek ve nimetlerle dolup taşacak._
İmanın üç mertebesi ve çeşidi vardır.
Birincisi, avam halkın imanıdır. Bu iman mertebesinde kalb kapalıdır. İman, çevrenin ve geleneğin etkisiyle kazanılır. Bu iman, geçerli olmakla birlikte son derecede zayıf ve dayanaksızdır. Her zaman şüpheye açık ve sönüp gitmek tehlikesine maruzdur.
İkincisi, kelâmcıların imanıdır. Bu iman mertebesinde de, genel olarak kalb kapalıdır. Bu mertebenin öncekinden farkı ve üstünlüğü, burada imanın bir takım aklî delillerle ispatlanması ve desteklenmesidir.
Üçüncüsü ise, kalpleri açık olanların imanıdır. Bu, en sağlam, en köklü ve en mükemmel imandır. Bu imâna şüphe sokmak mümkün değildir. Bütün dünya halkı başka türlü inansa ve başka şeyler söylese, her yer şeytanlarla dolup taşsa bu imanın sahibi bunlardan en ufak bir şekilde etkilenmez.
Kalb ayna gibidir; günahlarla kararır, hayırlarla cilalanır. Ayna parlak olduğu ve üzerinde perde bulunmadığı zaman, karşısındaki eşyanın suretleri ona aksedip içine yerleştikleri gibi, kalb de küfür ve günahkârlığın karanlığı ve kirliliğiyle örtülmediği zaman, ilgilendiği ve alâka duyduğu eşyanın hakikatleri ona aksedip içine girerler. Bu da o şeylerin bilgisinin kalpte hasıl olması sonucunu doğurur. Bu bilginin onda hâsıl olması için kalbin parlak olması, bilgiye talip olması ve konuya yönelip teveccüh ve dikkat, göstermesi lâzımdır. Bu şartlar gerçekleşmediği takdirde, ters çevrilen ayna olayında da olduğu gibi, bir şey görmek anlamak ve bilmek mümkün değildir. Bu sebeple, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur:
“Bizim yolumuzda cihad edenlere yollarımızı göstereceğiz.” (Ankebût, 69) Bu âyetteki cihadın bir mânası da doğru bilgiyi aramak ve bunun için cehd ve çaba göstermektir. Bunun kadar önemli olan diğer bir şart da bilgiyi olduğu gibi kabul etmeye niyetli ve istekli olmaktır. Bu ise şartlanmışlıktan, bir mezhep veya görüşün taassubundan hâli olmak ve gerçekleri peşin kabuller veya dünyevî mülâhazalarla değiştirmeye kalkmamak demektir.
Hz. Ali (ra) şunu söylemiştir: "ALLAH Teâlâ’nın sevdiği kalb, şefkatte çok yufka ve ince, yakîn ve imanda çok safi, açık ve net, dindarlıkta çok sebatlı, dayanıklı ve kuvvetli olan kalptir."