Çürüyen bir dünyaya tasa sızmıştı ; kaybolan neydi, terbiye, rahatlık ve güzellik mi? Hanımlar artık hanım değil, beylerin sözüne güvenilmiyordu. Bir zamanlar insanlar uçkuruna hakimdi. İnsanların özgürlüğü buharlaşıyordu. Çocukluk bile matah değildi artık- eskisi gibi değildi. O zamanlar tek dert iyi bir taş bulmaktı; eskimiş bir pabucu keserek yapılan sapanla kullanılacak, yusyuvarlak değil de, suyun biçimlendirdiği, yassı bir taş. Ne olmuştu bütün iyi taşlara, bütün o basitliğe? " (sayfa 143)
Belki hepimizin içinde, kötü ve çirkin şeylerin ürediği, serpilip boy attığı bir sarnıç vardır. Ama bu kültür bitkilerinin çevresi parmaklıklarla kuşatılmıştır, tırmanır tırmanır, yeniden sarnıca düşerler. Bazı kişilerin o alabildiğine karanlık sarnıçlarında, kötülükler semirip güçlenerek parmaklıkları yıkamaz mı? Bu adam bir canavar kesilmez mi? Biz, kendi saklı sularımızda, ona bir yakınlık duymaz mıyız? Hem melekleri, hem de şeytanları anlayamamamız saçma olur. Çünkü onları icat eden, yine bizler değil miyiz?
Kitapta anlatıcının geçmişini paylaştığı kişilerin hafızasının sınırlılığı ve öznelliği de geçmişin esnekliğini ve şekillendirilebilirliğini ortaya koyar. Geçmişi diriltmek için kolektif belleği zihinlerinde yaşatan bu kişilerin varlığı elzemdir çünkü anlatıcı kendi anılarına erişebilmek için onların hafızasına ihtiyaç duyar. Aile bireylerinin kolektif hatıraların oluşumuna katkısı bu yüzden önemlidir. Diğer bir yandan anlatıcı hafızanın zayıflıklarını ve boşlukları hayal gücüyle doldurmaya çalışmaz. Bazı anılar o dönem henüz beş yaşına basmamış kız için namevcuttur. “Bizlerin olmadığı ve hiçbir zaman olmayacak olduğumuz zaman, önceki zaman” (s. 21) der anlatıcı savaş sonrasının bayram günlerindeki konuşmalardan bahsederken. Bazı anılar da, aile bireyleri “sadece gözleriyle gördüklerini ve yiyip içerken yeniden yaşayıp canlandırabilecek şeyleri” (s. 23) anlattığından gerçeklikten yoksundur. Bu hafıza sahnelerinde karanlıkta, gölgede kalan bir Tarih’in tüm unutkanlıkları yuttuğu görülür. Bireyler kendi çabalarıyla bu unutuşa karşı savaşır. Anlatıcı kendi jenerasyonunun bu zalim tarihi belgesellerden ve filmlerden öğrendiğini söyler ki, bu yaşanmamış bir tarihe tanıklık etmek için bu tür kaynakların da yetersiz olduğunun farkındadır.
SenelerAnnie Ernaux · Can Yayınları · 20212,526 okunma