Piraye'm, kızıl saçlı bacım benim,
Seni arkandan bıçakladım. Bir damlası benim damarlarımdaki bütün kana bedel kanınla boyandı ellerim. .Yeryüzünde hiçbir insan hiçbir insana benim sana yaptığım kötülüğü yapmamıştır. Bütün bunlara rağmen sana geri gel diyecek kadar yüzsüz ve alçaksam ne halt edeyim, öyleyim işte. Fakat gel. Oğlumuz Memet’in başı için gel ve ben kalan ömrümde ona layık bir baba olmak fırsatını kazanabileyim. Senin yüzüne nasıl bakabileceğimi bilemiyorum. Beni affetmek için değil, beni oğlumuz, kızımız ve onlar gibi iyi namuslu insanlarımızı yaşatmak için gel ve bir daha da yalnız bırakma. Eteklerinden öperim.
"Karadutum, çatalkaram, çingenem,
Nar tanem, nur tanem, bir tanem,
Ağaç isem dalımsın salkım saçak,
Petek isem balımsım ağulum,
Günahımsın, vebalimsin..."
Bedri Rahmi Eyüboğlu Türk şiirinin klasikleri arasına girmiş bu dizeleri yazdığında 35 yaşındaydı. Evliydi. Ve şiirde, "Kadınım, kısrağım, karımsın," dediği kadın, karısı değildi.