Bayram kaya

Meselâ egemenliği yüce Allah’ın ortaksız tekeline verme ilkesi inanç alanında, tek başına anarşi ile düzen arasındaki yol ayırımıdır. Bu ilke benimsenmedikçe insanlığı saplantıların, hurafelerin, sahte egemenliklerin boyunduruğundan kurtarmak mümkün değildir. Böyle durumlarda insanlar çok sayıda sahte ilahlara, bu sahte ilahların ihtiraslarına, yüce Allah ile kul arasına giren simsarlara, ilahlığın “kendine özgü” özelliklerinin gaspedicileri olarak ortaya çıkan krallara, padişahlara, cumhurbaşkanlarına ve diktatörlere kul-köle olmaya mahkûmdurlar. Tamamı ile yüce Allah’ın kendine özgü yetkileri olan Rabblığı, egemenliği, kayıtsız-şartsız otoriteyi ve ortaksız yönlendirmeyi kendilerine yakıştıran bu sahte ilahlar ve diktatörler, insanları, sahte ve “çalınmış” otoriteleri önünde boyun eğdirirler. Herhangi bir sosyal, politik, ekonomik, ahlaki ya da devletlerarası sistem, eğer belirgin, net ve istikrarlı bir prensipler bütünü üzerine oturmak istiyorsa, kişisel arzulara ve kötü amaçlı saptırmalara karşı varlığını garantiye almaya özen gösteriyorsa, mutlaka böylesine yalın ve böylesine net bir biçimde “Allah’ın birliği” ilkesine dayanmak, öncelikle bu ilkeyi oturtmak zorundadır. Eğer amaç insanlığı ezilmişlikten, yılgınlıktan ve yaygın endişeden kurtararak onu yüce Allah’ın bağışı olan gerçek “onur”la donatmak ise mutlaka egemenliği, rabblığı, kayıtsız-şartsız otorite ve ortaksız yönlendiriciliği yüce Allah’ın tekeline vererek kulların hiçbir şekilde bu yetkiye ortak olmaya yeltenmemelerini teminat altına almak gerekir. İslâm ile cahiliye arasında, hak ile zorbalık arasında tarih boyunca süregelen amansız savaşın konusu yüce Allah’ın evrenin ilahı olup olmadığıdır, yoksa yüce Allah’ın sebepler ve evrensel kanunlara egemen olup olmadığı meselesi değildir. Bu iki kutup
Din
Reklam
"Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık". Duhan 38
Din
“Şüphesiz ki, bu evren mü’min ve müslüman bir evrendir. Yaratıcısını bilir ve O’na boyun eğer. Evrendeki her şey ve bütün canlılar O’na övgüde bulunur ve O’nun kutsallığını itiraf eder. Yalnız bazı insanlar hariç! “İnsan” da, her tarafından insanın ve islâmın yankılarının, Allah’ı kutsamanın ve O’na secde etmenin yankılarının çınlattığı bu evrenin içinde yaşar. Hatta insanın bünyesinde yeralan bütün atomlar ve hücreler de, yankılanan bu iman ve islâma katılırlar. Doğal olan fıtri hareketinde Allah’ın belirlemiş olduğu yasalara boyun eğerler. Fıtratının bütün bu yankılamaların bilincinde olmayan, bizzat kendi bünyesindeki bu ilahi yasaların mesajlarını algılayamayan, fıtri olan cihazları ile evrendeki bu dalgaları alamayan bir insan bünyesi, fıtri olan alıcı-verici cihazlarının bozulduğu bir insan bünyesidir. Dolayısıyla onun kalbine ve aklına tartışma ile ulaşmanın hiçbir yolu yoktur. Böyle bir bünyeyi tedavi etmenin tek yolu orada alıcı ve verici cihazları harekete geçirmeye çalışmaktır. Onun bünyesindeki yeralan fıtratın gizli yeteneklerini coşturmaya yönelmektir. Belki bu yolla harekete geçer ve yeniden çalışmaya başlar.” Duyguların, kalbin ve aklın göklerdeki ve yerdeki varlıkları incelemeye yöneltilmesi Kur’an metodunun insanın kalbini diriltmek için başvurduğu vasıtalardan biridir. Belki bu yolla bu organların nabzı atar ve harekete geçer. Kendilerine gönderilen mesajları almaya ve karşılıklarını vermeye başlarlar! Ne var ki, peygamberlerin mesajlarını yalan sayan şu cahiliye Arapları ve benzerleri, ne düşünebilmekte, ne de verilen mesajlara karşılık vermektedirler. Öyleyse onlar neyi bekliyorlar? Allah’ın yasasında değişme ve gecikme olmaz. Yalanlayıcıların sonu ise bellidir. Onların, Allah’ın yasasının gecikmesini beklemeye hakları yoktur. Yüce Allah onlara bir
Din

Bayram kaya

, bir kitap okudu
Puan vermedi·456 syf.·
37 günde okudu
·
2021 1. kitabı
Ebu’l Hasan Nedvi
9.2/10 · 261 okunma
Insanoğlunun yüceliğinin insanı Allah'a yaklaştıran en doğru yolun insanlığa hizmet etmek, şefkat ve merhamet beslemek olduğunu Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği şu hadis-i şeriften daha güzel ve daha beliğ bir şekilde ifade etmek mümkün değildir. Allah Teâlâ ile kulu arasında geçen şu konuşmayı Resul-i Ekrem'in dilinden dinleyelim: "Aziz ve Celil olan Allah Teâlâ kıyamet günü şöyle buyuracak: -Ey Ademoğlu! Ben hastalandım fakat sen beni ziyaret etmedin. -Yarabbi! Ben seni nasıl ziyaret edebilirim, sen âlemlerin Rabbisin. -Bilmez misin ki, falan kulum hastalandı da sen onu ziyaret etmedin? Ve yine bilmez misin ki, eğer sen onu ziyarete gelseydin andolsun ki, beni onun yanında bulacaktın. -Ey Ademoğlu! Ben senden yiyecek istedim, sen vermedin. -Ya Rabbi! Sen âlemlerin Rabbisin, ben sana nasıl yemek verebilirim. -Bilmez misin ki, falan kulum senden yemek istedi de sen onu doyurmadın. Yine bilmez misin ki, eğer sen onu doyursaydın andolsun ki beni onun yanında bulacaktın. -Ey Ademoğlu! Ben senden su istedim de sen bana su vermedin! -Ya Rabbi! Sen âlemlerin Rabbisin ben nasıl olur da sana su verebilirim? -Falan kulum senden su istedi de sen ona su vermedin. Bilmez misin ki, eğer sen ona su vermiş olsaydın, andolsun ki, beni onun yanında bulacaktın." İnsanın yüceliğini ve onun yüce mevkiini bundan daha açık ve fasih bir şekilde ilan edecek başka bir mesaj tasavvur edilebilir mi? Ve yine insan böylesine yüce bir mevkii ve evrensel bir şerefi, gerek eski gerekse yeni çağlarda hangi din ve felsefede elde edebilmiştir?
Din
Reklam