İşte bu gibi sebeplerden dolayı kainatta mevcut olan sonsuz ve sayısız hikmetlerin bir benzerinin de dinde, dini emir, yasak, tavsiye ve telkinlerde bulunduğuna inanmak icap etmektedir. Hikmet-i teşri denilen ilmin gayesi budur. Bu ilim, bir çeşit din felsefesi olduğundan, her çeşit dini hükmün araştırılmasını, bunların vaz ve teşrii edilmelerinin maksat ve faydalarını, aralarındaki münasebet ve irtibatı incelemeyi konu almaktadır.
İslam öncesi Arapların kendilerine has hikmetleri ve hakîm kişileri vardı. Şairlere, hatiplere, kahinlere, umur görmüş tecrübeli ve basiretli kişilere hakîm, onların, veciz ve beliğ sözlerine de hikmet denilmekteydi. Hz. Peygamber'in Kus b. Saide, Lebid, Übey gibi cahiliye hatip ve şairlerinin hitabe ve şiirlerini takdir ettiğine bakılacak olursa, bunların yabana atılacak cinsten basit ve iptidai şeyler olmadığı anlaşılır. Bu, cahil ve ümmi bir toplumun yaratılışındaki sezgi gücüne dayanarak ortaya koymuş olduğu sade ama edebi, ahlaki ve fikri değeri bulunan anlamlı bir hikmettir. Kendisi de bir hikmet olan Kur'an işte bu şekilde bir hikmete sahip bulunan ve hikmete rağbet eden bir toplumda tebliğ edilmişti.
Çok şükür ki sonunda kitabı bitirdim! Öncelikle 280 sayfalık bu kitabı bitirdiğim için kendimi tebrik ediyorum. Çünkü demagoji ile dolu bu kitabı okumak eziyet gibiydi. Şu ana kadar hiçbir kitap hakkında bu kadar sert bir yorum yapmamıştım ama bu çalışma bir istisna olacak gibi görünüyor. Çünkü birisinin görüşlerine katılmamak, onları eleştirmek ayrı bir şey iftiraya varacak çarpıtmalarla demagoji yapmak ayrı bir şey. Söz konusu eser bir de doktora tezi olduğu için bu durumdan daha da rahatsız oldum. Çünkü akademi dediğiniz yer kendi tezinizi akademik bir şekilde savunduğunuz veya eleştireceğiniz bir konuyu, kişiyi vb. delilleri ile beraber hakkaniyetli bir şekilde akademik olarak eleştirdiğiniz bir yerdir. Yazar ise 'bağlamcılar' diye isimlendirdiği bir grubu eleştirirken birçok kişiyi ve fikirlerini aynı kefeye koyup görüşlerine objektif ve geniş bir yer vermeden kendi ön kabulleri ile okuyucuya sunup sonra da acımasızca eleştiriyor. Kitapta bu duruma çok fazla rastlasak da en fazla dikkatimi çeken bir örnek üzerinden anlatmak istiyorum.
67. sayfada yazar diyor ki: ''Nitekim bunun sonucu olarak Cabiri Kur'an'ın sarih beyanlarına rağmen kimi çelişkili rivayetlerden yola çıkarak elimizdeki mushafta bazı ayet ve surelerin bulunmadığını iddia etmekte, hatta Hz. Osman dönemi Kur'an tedvini sırasında bazı yanlışların yapılmış olabileceğini söylemektedir.'' Öncelikle şunu söyleyelim ki söz konusu pasajda Cabiri'den hiçbir alıntı yapmadan kullandığı kaynakların çelişkili olduğunu söylemek akademik bir yaklaşım değildir. Kendi fikrini doğrudan okuyucuya genel geçer bir olgu gibi sunuyor. Bu zaten kitap boyunca çok gördüğümüz bir şey. İkinci olarak bu cümlenin dipnotunda belirtilen kaynak bende var ve daha önce okudum. Merak edip söz konusu sayfayı açıp baktım ve kesinlikle