Mezhepleri bir olgu, vakıa olarak gördüğümüzde onların gerekli mi gereksiz mi olduğu, iyi mi kötü mü oldukları gibi soruların da anlamsız olduğunu anlarız. Zira eldeki verileri (Kur'an ve sünnet) işleyip ondan bilgi, metod, anlayış ve kültür oluşturacak olan, insan olduğu için farklı yorumların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Zaten hiçbir mezhep oluşum sürecinde yeni bir anlayış/grup oluşturmak amacıyla ortaya çıkmamıştır. Yapılan yorumlar ve ortaya konan usüller daha sonra sistemleşip kurumsallaşınca mezhep adını almıştır. Mesela Hanefi Mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam Ebu Hanife yaşarken veya vefat ettiğinde Hanefi Mezhebi diye bir isimlendirme yoktu. Lakin onun - ve daha sonra onu takip edenlerin sistemleştirdiği- din anlayışının ve bilgi üretme metodununun diğerlerinden farklı yanları olduğundan, daha sonra kurumsallaşan bütün bu birikime, diğerlerinden ayrıştırmak için Hanefi Mezhebi adı verilmiştir. Aslında bundan kasıt onun ve takipçilerinin dini bilgiyi anlayış ve işleyişlerindeki farklılıktır. İnsanın olduğu her yerde farklı yorum ve düşünceler olduğundan mezheplerin ortaya çıkması da kaçınılmaz olacağı için bunları vaka/olgu olarak değerlendirmenin doğru olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla süreç içerisinde doğal ve kaçınılmaz olarak ortaya çıkan ve kasti olarak oluşmayan mezhepleri gerekli mi gereksiz mi, dine zarar vermiyor mu, olmasaydı daha iyi olmaz mıydı gibi sorularla değerlendirmenin anlamsız olduğunu düşünüyorum. Önemli olan mezhebi taassuptan uzak olmaya gayret etmektir. Çünkü sorun birtakım farklı grupların ortaya çıkması değil, hepsinin kendini tek doğru olarak görmesi ve dini tamamen kendi mezhebi penceresinden tanımasıdır. Bu yüzden mezheplerin varlığından ziyade İnsanların onlara bakış açısı sorunlu ve düzeltilebilir kısımdır.