İslam tarihinin ilk döneminde ulema ve yöneticiler, düşünce alanında yetkin oldukları gibi eylem alanında da kendilerini gösteriyorlardı. Sonraları düşünce ve eylem arasındaki bu birlik parçalandı. Siyasi liderler düşünceden uzaklaştı, düşünürler siyasetten ve hayattan el çekti.
Ulema, gerçek karşısında «ideali» dile getirmekten ötesini yapmaya gayret etmedi. Böylece eylem müstebitleşti, düşünce deneysel gerçekliği kaybetti. Tasavvufun bu dünyayı hor gören anlayışı da eklenince Müslümanlar, Hz. Peygamber’in (sav) hayatındaki kişisel ve kamusal değerler arasındaki dengeyi kaybetti.
-İsmail Faruki