Hikâye, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in ilan edildiği ilk yıllarda geçer. Ülkü ve ailesi, kurtuluş savaşında Ege Bölgesi’nde düşmanla savaşmış; babaları ve ağabeyleri savaşta ölmüştür. Ülkü, en küçük kardeşi Ali ve ailenin tüm kadınları savaş sonrası zorunluluk nedeniyle İstanbul’a yerleşmek zorunda kalmıştır. Ülkü ve ailesi vatansever, sarsılmaz birer Kemalisttir.
Ülkü’nün yolu İstanbul’da Selim ile kesişir. Selim, son sadrazamlardan birinin oğludur. Cumhuriyet’in kurulmasıyla babası yurt dışına sürülmüştür. Savaş boyunca Selim İstanbul’da yaşamış, gerçek savaşı hiç görmemiş ve hep padişah yanlısı olarak kalmıştır.
Kitap boyunca, yabancı güçlerin — özellikle İngilizlerin — ülkede karışıklık yaratmak ve ayaklanmalar çıkarmak için yaptıkları anlatılmaktadır. Selim de bu gruplardan birinin içinde yer alıp tekrar padişahlık felaketini geri getirmeye çalışırken, yolunun Ülkü ile kesişmesiyle gerçekleri görmeye başlar. Ülkü’ye duyduğu aşkın, siyasi düşüncelerinde yarattığı aydınlanma ile yepyeni bir karaktere dönüşür.
Kitapta ayrıca yoğun miktarda dinler tarihi, eski medeniyetler ve özellikle Sümer medeniyeti ile Sümer tabletlerinden bahsedilmektedir. Kitabın içinde gerçekten güzel ve etkileyici bilgiler bulunmaktadır. Tarihin nasıl güçlüler tarafından yazıldığı, “tarihî gerçekler” diye bildiğimiz birçok şeyin aslında tamamen yalan olduğu, güzel örneklerle anlatılmaktadır. Bilime, eğitime, kendi tarih ve kültürüne önem vermeyen ülkelerin nasıl oyunlarla güçlü ülkeler tarafından yok edildiği; bazen kendi menfaatleri için olmayan ülkelerin yoktan var edildiği de gözler önüne serilmektedir.
Daha önce Azra Kohen’i hiç okumamıştım. Birkaç yıl önce popüler olan ama izlemediğim Fi-Çi-Pi üçlemesinin de yazarıymış. Belki bir ara onları da okurum. Genel olarak benim oldukça keyif