Okuldaki günleri aklına geldi: böyle, hırsla eline aldığı kitapların beş on sayfasını okuduktan sonra içinin bir balon gibi nasıl söndüğünü hatırladı. Bir kitabı bırakır ötekine saldırırdı. Bu ümitsizce çırpınış, bütün kitapların yüzüstü bırakılmasıyla sona erer, büyük bir utanç ve hayata dönüş buhranları gelirdi arkasından.
Okuyordum ve aynı anda onu görüyordum, onu işitiyordum. Yazıya mıhlanmış ses beni altüst etti, beni yüz yüze konuşurken tartıştığımızdan daha fazla benden aldı: konuşurken dile getirilen posadan arınmış, sözlü iletişimin karmaşasından sıyrılmıştı.
Sözün kısası temmuz ayının son on günü bana o güne denk hiç tatmadığım bir mutluluk duygusu yaşattı. Sonradan hayatımda yinelenecek olan bir duyguyla tanıştım: yeni olanın sevinci.