Bardağına biraz daha votka eklemek istedi ama şişe bolaşmıştı.
Kovanın deliğine bir kez daha baktı. Arılar bacaklarında polenlerle eve dönüp delikte toplanmış, birbirlerini, itip kakarak içeri önden girmeye çalışıyorlardı.
“Yapmayın şunu, insanlar gibi davranmayın” diyerek azarladı onları.
Arıcı elektriksiz yaşamak üzerine düşündü. Tabii bu ilk başta tuhaf, hatta acı vericiydi… En zor kısmı, çalışmayan bir buzdolabından bile daha acı verici olan şey, televizyonun siyah ekranıydı. Ama sonunda buna da alışmıştı. Ve bir şey olmamıştı. Sonuçta arılar elektriksiz yaşayabiliyorlarsa insanlar da elektriksiz yaşayabilirlerdi, değil mi? İnsanlar arılardan daha mı kötüydü?
Sergeyiç bir an bunu düşündü. Ve insanların arılardan daha kötü olduklarına kanaat getirdi.
Sergeyiç konuşmaya çalıştı ama sanki boğazına bir yumru oturmuştu. Onu aşağıya indirmek için yutkunmayı desene de beceremedi, canı yanıyordu. Sanki o yumru boğazında değil de kalbindeydi.