Eve yaklaşırken başını karanlık gökyüzüne çevirdi. Gökyüzünde gri, karla dolup taşan bulutlar vardı. Sanki yeryüzünden duyulmayan bir rüzgar tarafından itilerek bir yerlere sürükleniyorlardı.
Annesi onu alıp götürdüğünde yalnızca dört yaşındaydı. Belki de tüm bunlar onun, Sergeyiç’ in suçuydu. Belki daha çok gülmeli ve Vitalina’nın kıyafetlerine bu kadar sık dudak bükmemeliydi. Dışarıdan aklını kaçırmış gibi görünecek olsa bile, belki hiç konuşmamalı ve sadece gülümsemeliydi. Belli ki kadınlar, aptalları ya da aptala yatanları daha çok seviyorlardı ya da en azından onlara daha çok tahammül ediyorlardı. Söz konusu aile olduğunda hangisinin daha önemli olduğunu kim bilebilirdi ki: Sevgi mi sabır mı?
Gökyüzünde solgun bir güneş, kışın göğün maviliğini insandan sakınan o yarı saydam griliğin arasından, ince bir buz tabakasının arasından geçer gibi parlıyordu.