İşte savaşın ilk baharı böyleydi. Şimdiyse üçüncü kışa girmişlerdi. Neredeyse üç yıldır köyü ayakta tutanlar Sergeyiç ve Paşka’ ydı. Çünkü bir köyde yaşam belirtisi kalmazsa kimse o köye geri dönmezdi. Ama bu şekilde Kiev’deki delilik bittiğinde mayınlar imha edildiğinde, top sesleri durduğunda insanlar elbet geri dönecekti.
Sergeyiç ertesi gününü yatakta, hasta bir çocuğa bakar gibi kendi kendine bakarak geçirdi. Öksürüğünü de bir başkasını dinliyormuş gibi dinledi, sanki ikiye ayrılmıştı: hasta benlik ve şifacı benlik. Bu ilk kez olmuyordu. Yalnız yaşayan herkesin başına gelirdi. Yalnız insanlar hem aşçı olurdu hem yemeği yiyen, hem temizleyen olurdu hem temizliği takdir eden.
Kalbi çok kırıktı. Ama ayakta kalmayı başarmıştı. Yumruğunu sıkmış ve gözlerinde biriken yaşların yanaklarına süzülmesine fırsat vermemiş, yaşamaya devam etmişti. Yazları arıların vızıltısını, kışın ise huzur ve sükunetin, karla kaplı tarlaların beyazlığının ve gri gökyüzünün mutlak sessizliğinin tadını çıkarıyordu.