İnsan yazgısı payına düşene katlanmaktan, sunulan kaseyi sonuna kadar içip bitirmekten başka nedir ki? Kase göklerin Tanrı' sının insan dudağına bile acı( Yeni Ahit, matta 26 (39)) gelmişse, neden büyüklük taslayıp benim için tatlı olduğunu söyleyeyim? Tüm varlığımın olmakla olmamak arasında titrediği, geçmişin geleceğin karanlık uçurumunda bir şimşek gibi çaktığı ve etrafımdaki her şey gibi dünyanın benimle birlikte çöktüğü o korkunç anda neden utanayım? Kendi içine hapsolmuş, kendinden yoksun ve önlenemez biçimde uçuruma sürüklenen insanın, ruhunun derinliklerinde boşuna uğraş veren güçlerinin gıcırtılı sesi değil mi duyulan: " Tanrım, Tanrım beni neden terkettin?" ( Yeni Ahit, matta 27 (46)) Ağzımdan çıkan bu sözden dolayı utanmalı mıyım, gökleri bir tomar gibi dürenin ( Eski Ahit, Yeşaya 34(4)) gözünden kaçmayan o andan korkmalı mıyım?