İki evli insan: Nuri ve Nedret. İki evlilik de onlar için mutsuz. Hayatları neşesiz, tatsız ve tuzsuz... Sevmek ve sevilmek ihtiyacındalar. Her insan kadar. Ve hayat bu iki insanın yollarını bir yerde kesiştiriyor. Yazar, hikâyeyi her iki karakterin de ruh tahlilleri ve hikâyeleri üzerinden işliyor, irdeliyor. İnsanların tatmin edilmemiş duygularının zaman içinde hayatlarını nasıl zehirleyip monoton ve sıkıcı bir hâle getirdiğini, onları hayata ve çevrelerine yabancılaştırıp bunlardan uzaklaştırdığı temeli üzerine kurulan roman; hayatın zevksizliğinin, neşesizliğinin yine aynı hayatın dayatmalarından, toplumsal normlardan, rollerden ve insanın bir vakitler alıp sonra sonra yaşadıkça pişman olduğu ama artık geri çeviremediği kararlardan neşet ettiğini fakat bir yanıyla da bunların bir o kadar insani/normal olması yüzünden suçlunun bizatihi insan olmaklığımız olduğunu dile getiriyor. Evet, hayat böyle bir şey; insan da bu hayatın içinde onun kurallarına çoğu zaman mahkûm, iradesi varmış gibi görünen ama o iradeyi hayat karşısında ne kadar tecelli ettirebildiği tartışılır bir varlık olarak hem sonuna kadar masum hem de alabildiğine suçlu. Hülasa, suçumuz insan olmak.