Öğrencilerinize söyleyin, yüksek okullar diploma atölyesi değildir, canlı mum fabrikasıdır. Bütün ülkenin akıl ve ahlak aydınlanması için merkez istasyondur.
Kırmızıyla yıkanan bu sokak Paris’in Saint Antoine semtindeydi. Sadece sokak değildi şarapla boyanan; eller, ayaklar, yüzler, hatta tahta kunduralar bile kırmızı olmuştu. Oduncunun baltasının sapında kırmızı lekeler vardı. Fıçıyı yalayanların ağzı bir aslanın ağzına benziyordu. Mahallenin şaka severlerinden birisi bu mizahi ortama uygun bir kelime yazdı duvara, parmakları kırmızıydı...
“KAN”
“Dedenin nasırlı, iri eli çocuğun başını yumşacık örttü. Ve çocuğun boğazı daraldı birden, gözleri doldu. Dedesinin sıskalığını, alışılmış kokusunu duydu. Kuru saman ve emekçi insanın iş teri kokuyordu dede. Vefalı, güvenilir, öz, sevgili dedeciği...”
..Sabahleyin karıncalar boru çiçeklerinde dolaşır, güneş ışığından gözlerini kırpıştırır, çiçeklerin ne konuştuklarını gizlice dinler. Belki birbirine gördükleri düşleri anlatır çiçekler!!..