Çağatay T.

"Mayıs'ın ortası gibi, yani ayın on beşi. Beklendiğini iletmeliyim. Doğum o tarihte ve artık şakanın tadı kaçtı" diyor. Kız kardeşi, önce evlenilip sonra da işine gelmeyince terk edilecek insanlardan değil. Başkalarının kız kardeşleri öyle olabilir ama onunki değil. Başımı sallıyorum. "Seni orada göremezsem, buraya gelip götüreceğim " "Çok iyi anladım" diyorum. Kayınbiraderin rahatladığını görüyorum. Karşı çıkmamı bekliyordu herhalde. Belki biraz da endişeliydi ama olay, beklenenin aksine iyi ve keyifli gelişti. Bunun sebebi yalan söylüyor olmam. Ama onun bundan haberi yok. Yalan, nadiren kullanılan muhteşem bir araç aslında. İnsanın söylediğiyle kast ettiği şey bambaşka. Fevkalade.
Sayfa 96·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Söz konusu olan sadece plastik maketler değil. Dünyanın bugüne kadar gördüğü en büyük savaştan söz ediyoruz. Ölmüş milyonlarca insandan; ben de dahil olmak üzere, yarası kapanmayan ve hayatla kalan daha da fazla sayıda insandan söz ediyoruz. Avrupa'dan söz ediyoruz. Zavallı Avrupa. Dünyanın geri kalanındaki büyük bölgelerden söz ediyoruz. Zavallı dünyanın geri kalanı. Ve de babamdan söz ediyoruz. Burada ondan söz ediyoruz" diyor Düsseldorf ve büyük büyütecin altında duran evde yaptığı bir yükseltiye sabitlediği minicik plastik askeri gösteriyor parmağıyla; şimdi büyük bir ihtimamla boyuyor onu. Üniformanın düğmeleri, ceketin kollarından birazcık çıkmış gömlek kolu, parmaklar, tırnaklar, her şey iyice düşünülmüş, doğal renginde. "Gülümsemesi gerektiğine karar verdim. Kolay olmadı bu seçim, çünkü o günlerde, şüphesiz, insanın yüzünün gülmesini engelleyecek pek çok neden vardı. Ama ben yine de, General Manteuffel'e rapor teslim etmek üzere arabayla şehrin içinden geçerken tebessüm etmesi gerektiğine inanıyorum; oğlunu yani beni düşündüğü için gülümseyecek. Yalnızca fotoğrafımı görmüş ama dünyaya geldiğimi biliyor; kendi kendine, biraz da kaçamak gülümsemesinin nedeni, benim dünyaya gelmiş olmam. Kocaman ve çok samimi bir ıebessüm olmaması önemli, çünkü ortama uygun kaçmıyor. Her tarafa çekilebilen, esrarengiz, Mona Lisamsı bir sırıtma da olmayacak. Dişler görünmeyecek ama gülümsediği de şüphe götürmeyecek. Yürümeye başlamak üzere olduğumu düşünecek ve savaşın yakında biteceğinden emin olacak. Keskin nişancının kurşunu onu bulduğunda, arabasında oturmuş, beni göreceğine seviniyor olacak."
"Neden çadırda yaşıyorsun?" diye soruyor Gregus ateşin yanında kahvaltımızı ederken. "Ben de tam olarak bilmiyorum. Ama uzaklaşmam gerektiğini hissettim. Biraz kendimle kalmaya ihtiyacım vardı. Bunu en son, çok eskiden yapmıştım" diyorum. "Dedem öldüğünde evden ayrıldın." "Doğru. Ben nasıl senin babansam, o da benim babamdı, ölmesi hoşuma gitmedi, üzüldüm." "Babalar ölmemeli." "Haklısın." "Anneler de ölmemeli." "Katılıyorum." "İnsan ölünce birazcık rüya görüyor mu?" "Maalesef... Rüya görmek yok. İnsan yok olup gidiyor." "Acıyor mu?" "Hayır. Hicbir şey hissetmiyorsun. Bütün hayvanlar ve bitkiler yaşlandıklarında ölür. Tehlikeli bir şey değil." "Annem ve sen de mi öleceksiniz?" "Evet, biz de öleceğiz." "Siz öldükten sonra ben yaşamaya devam mı edeceğim?" "Evet." "Umarım ben de sizinle birlikte ölürüm." "Böyle hissetmen güzel ama büyüdüğünde başka türlü düşüneceksin. Bu meseleyi sonra tekrar konuşuruz."
Sonunda Nora, "Veli toplantısı nasıl geçti?" diye soruyor. "Gayet iyi. Geziye gidiyormuşsunuz. Keyifli." Başını sallıyor, o sırada televizyonda, Liv Taylor Elfçe öğreniyor. Zahmetli bir iş olduğu aktarılıyor. Bir bu eksikti. Sadece ölü bir dil değil, çalışkan bir lngiliz'in fantezisinden başka hiçbir yerde mevcut olmayan ölü bir dil. "Elfçe gerçekten güzel bir dil" diyor Nora. "Şüphesiz." "Başka dillerde söylenemeyecek pek çok şeyi söyleyebiliyorsun." "Neyi mesela?" diye soruyorum. " Mesela, seni seviyorum. Norveççede kulağa facia geliyor. Aslında İngilizcede de öyle diye düşünüyorum ama Elfçesi kulağa çok hoş geliyor." "Olabilir. .. Fakat senin yaşındakiler hangi sıklıkta birilerine onları sevdiklerini söylemeye ihtiyaç duyuyor ki?" "Sen bu konulardan anlamazsın" diyor Nora. "Evet, anlamam. O yüzden soruyorum." "İnsan genç de olsa birilerine aşık olabilir." "Kime aşık olabilir mesela?" "Sevgililerine belki. Ya da Peter jackson'a" diyor. Buna kıçımla gülüyorum.
Sayfa 52·Kitabı okudu
Farklı göründüğümü söylüyor ve usulca şu sıralar neyle uğraştığımı soruyor. Çalışkan kızından bir şeyler duymuş olmalı. "Ormana taşındım. İşten ayrılıp ormana taşındım çünkü yapılabilecek tek akıllıca şey buydu." Başını sallıyor. "Ormanın sağı solu belli olmaz" diyor ben tam arabadan inerken, "Dikkatli ol!" "Yanılıyorsun, orman sakin ve dostanedir. Denizin sağı solu belli olmaz. Bir de dağın. Ama ormanın sağı solu bellidir ve başka her yerden daha az kafa karıştırır. Denize, doğaya ve insana hiçbir şekilde güvenilmezken, yaşamını ormanın ellerine hiç tereddütsüz bırakabilirsin çünkü orman dinler ve anlar. Orman yıkmaz, yeniden kurar ve her şeyin büyümesine izin verir. Orman her şeyi anlar, her şeyi kucaklar" diyorum. "Peki peki. Sen yine de dikkatli ol." "Asıl sen dikkatli ol" diyorum.
Sayfa 50·Kitabı okudu