Bencillik, genellikle her bireyin kişiliğinde öylesine derinlere kök salmış bir niteliktir ki, bir bireyi harekete geçirmek için kesin olarak sadece bencilce amaçlara güvenilebilir.
Doğduğum yerden çok uzakta, kapkara bir denizin ortasında sallanıyordum. “Hayat” dedim, “demek aslında böyle bir şeymiş.” Bir gecede büyüdüm, büyümek zorunda kaldım. Annem, babam, kardeşim hepsi düştü bottan ve kayboldu. Sonra bende kapıldım o akıntıya. Sabaha karşı bir kıyıya vurdum. Geldik sandım, ancak ölmüştüm artık. Bir asker abi geldi beni incelemeye. Bir kağıda boyumu-kilomu yazıp, taktığı eldivenlerle kaldırdı beni. Yüzüne bakmadım ama eminim o da çok üzülmüştür. Bir daha o dünyaya dair hiçbir şeye bakacak hevesim kalmamıştı. Zaten sahile de yüzüm kumlara yapışık vurmuştum. “Allah’ım” dedim, “benim normalde kumdan kale yapmam gerekirdi burada.” Kocaman dünyalarında bana elli santimlik boyumla yaşayabileceğim bir yer vermediler. Ben de öldüm. Şimdi annemi bulup, “Anne!” diyeceğim, “belki burası daha güzel bir yerdir”