Çağlar

Mustafa Suphi ve Ali Fuat Cebesoy 2 ocakta Kars'ta görüşür. Ali Fuat bu görüşmeyi şöyle aktarıyor: Mustafa Suphi, benimle görüşmek ricasında bulunduğu zaman kendisini kabulde bir mahzur görmedim. 2 Ocak 1921'de ziyaretime geldi. Ankara'da iken resmi dosyalardan bu zata ve teşkilatına dair bazı malûmatlar almıştım, fakat bir defa kendisini dinlemek herhalde faydalı olacaktı. Üçüncü enternasyonal Türkiye dahilinde mutlaka komünizm tatbikini kabul etmiş değildir, diye söze başladı. Türkiye'nin içtimai bir ihtilal olmaktan ziyade Türk milletinin emperyalist düşmanlara karşı istiklal ve hürriyetini kurtarmasından başka bir şey olmadığına kani bulunuyoruz. Türkiye'deki bey ve paşaları burjuva sınıfından addetmiyoruz. Bilakis halk kütlelerinin en yakın yardımcıları olarak biliyoruz. Anadolu hareketini idare edenlerin ve bilhassa Mustafa Kemal Paşa'nın prensiplerini anlamaya çalışıyoruz. Anlayabildiklerimizi umumi siyaset bakımından muvafık görüyoruz. Sözü bir ara padişaha ve İstanbul hükümetine getirdi. Biz, dedi, hilafet ve saltanat makamının bir gün lağvedilmesi lüzumuna kaniiz (Ali Fuat Cebesoy, Moskova hatıraları, temel yayınları, İstanbul, 2002, s. 37)
Sayfa 118·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
1920 öncesi Kars'ın durumu: 93 harbi diye bilinen Osmanlı Rus savaşının ardından imzalanan Berlin Antlaşması uyarınca, Osmanlı ordusunun Erzurum'a çekilmesiyle birlikte Kars, 1878'de 30 Ekim 1920'ye kadar -sadece kısa bir dönem hariç- Rusya topraklarında kalmıştır. Bu süre zarfında Kars'ın sosyo-politik, sosyo-ekonomik mizacını belirleyen ülke Rusya olmuştur. Mimarisinden günlük hayatın her detayına kadar Çarlık Rusya'nın izlerini taşıyan, demografik açıdan birçok farklı ulus ve azınlıkların bir arada yaşadığı Kars, 1917 Bolşevik ihtilalinin Kafkaslarda yarattığı devrimci ortamdan etkilenmiştir. Şehrin ve yörenin sosyal demokratlardan eski İttihatçılarına kadar uzanan entelektüelleri, demografik yapıyı da dikkate alarak 17-18 Ocak 1919'da, 'Cenûb-i Garbi Kafkas Hükümeti Muvakkate-i Milliye'si' adı altında geçici hükümet kurmuşlardır. Geçici hükümet 25 Mart 1919'da aldığı bir kararla 'Cenûb-i Garbi Kafkas Hükümeti Cumhuriyeti'ni ilan etmiştir. Ermeni, Rus, Rum, Malakan, Tatın, Terekeme, Kürt, Türkmen, Polonez, ve Türk idareci ve memurlardan oluşan bu Cumhuriyetin bir diğer özelliği de, Bülent Tanör'e göre, üslubunda Anayasa (Teşkilatı Esasiye Kanunu), 'Cumhurreisi, 'vatandaş', 'demokratiklik', 'Türkiye', gibi kavramların yer almasıdır. (Bülent Tanör, Türkiye'de Cumhuriyete Geçiş sürecinin dinamikleri) Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan dört yıl önce, Tanör'ün dikkat çektiği kavramları kullanan Kars'taki bu Cumhuriyet, Anadolu'da o tarihlerde oluşmaya başlayan yeni idarenin liderleri tarafından (Mustafa Kemal ve Kazım Karabekir) pek de sıcak karşılanmamıştır. Taşnak Ermenistan'ı ile Osmanlı siyasal coğrafyası arasında sıkışıp kalan bu küçük Cumhuriyet, liderliğinin gerek Türk tarafına, gerekse Sovyet Rusya'ya karşı izlediği dostane politikanın bedelini, 12 Nisan
Sayfa 114·Kitabı okudu
26 Aralık 1920'de Mustafa Kemal'in Kazım Karabekire yolladığı telgraf Türkiye Büyük Millet Meclisi Riyaseti Kalemi mahsus Şifre: 1152 29 Aralık 1920, Ankara Kazım Karabekir paşa hazretlerine Cevap: 25. 12. 1920 şifreye: Ankara'da komünist cereyanları arzu hilafınadır. Bakü Türk komünist Fırkası reisi Mustafa Suphi'nin bu cereyanları körüklemesi sakıncası akla gelmektedir. Bir defa kendisini gördükten sonra devletlilerinin görüşlerinin bildirilmesini rica ederim Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal (Atatürk'ün bütün eserleri, c.10 s. 196
Sayfa 106·Kitabı okudu
8 Kasım 1920 tarihli TKP MK'nin " TKP'nin Günümüz Koşullarındaki asgari programıyla ilgili kararı" adlı Rusça belgede "Ülkeyi savunma davasında burjuvazi, kendi sınıf çıkarlarının bilinciyle hareket ederek kendi açık sınıf düşmanlarıyla mücadele edip kapışırken, işçi ve köylü emekçi yığınları, anlamını tam olarak bilmedikleri kimi sloganlarla, kendi düşmanlarının düşmanlarına karşı savaşıyor. ... Oysa, yukarıda belirtilen sebeplerden dolayı Anadolu Burjuvazisi, istediği hakları ve çıkarlarını Antant devletleri sayesinde temin ettiği ya da maddi zorluklar sebebiyle kendi gelirlerinin milli çapta topladığı faiz oranının tükendiğini gördüğü an, kendi sermayesini korumak için, kuşku yok ki, milli çıkarları savunma sloganını bir yana itecek ve işçi ve köylü emekçi yığınlarını eski sıkıntıları, mutsuzluğu ve umutsuzluğu ile baş başa bırakarak, Antant devletlerinin tarafına itecektir. Bu gelişmeler ve koşullar sebebiyle, Türkiye'de komünist partisinin sınıfsal çıkarlarının bilincine tam anlamıyla varmış olmayan proletaryanın üzerine son derece önemli ve hassas görevler düşüyor. Bugünkü ortam ve koşullarda, bu görevlerin en önemlisi, Anadolu'yu emperyalist işgale karşı savunan isyan hareketini güçlendirmek ve bu hareketi yöneten hükümeti desteklemektir. Partimiz elden gelen her şeyi yapıp teşkilat faaliyetlerini güçlendirip genişletmek ve Türkiye işçi ve köylü emekçi yığınlarının çıkarlarını savunan bağımsız bir parti olarak varlığını sürdürmek, mecliste ise sol kanadı oluşturmak zorundadır
Mustafa Kemal, 13 Eylül 1920'de TKP yönetimine yazdığı mektupta, kendilerinin işçi ve köylülerin çıkarlarını temsil eden bir meclis oluşturduklarını, bu birlikteliğe zarar verilmemesi gerektiğini, TKP ile aynı hedefleri paylaşmaktan ötürü mutlu olduğunu belirtmekte, TKP'nin de bu meclise bir temsilci göndermesini istemektedir. (Atatürk'ün bütün eserleri c. 9 s. 328-329) Bu mektuptan üç gün sonra 16 Eylül 1920'de, Ali Fuat Cebesoy'a yazdığı mektupta da tutarlılığını korumakta, "vaziyetim arz ettiğim gibi Doğu ile Batı ile belli bir neticeye varmadan inkılaplardan kaçınmak ve yeri gelince Mustafa Suphi yoldaşa da yazdığım gibi ne yapılacak ise hükümet vasıtasıyla yapmaktır. Bittabi, komünizm ve Bolşevizme açıktan aleyhtarlıgı uygun görmem" demektedir.
Sayfa 84·Kitabı okudu