Hüseyin Cahit

İnsanlar ihtiyaç duydukları zaman öğrenirler ama başkalarının sözcüklerinden değil, yaşam biçimlerinden öğrenirler.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Her şey perspektiftir. Yaşama ne şekilde baktığımız, yaşamın bize ne şekilde baktığını belirler. Baba filmini hatırlayın: Sokaklarda büyümüş, hırsızlık yapmak mecburiyetinde olan çete üyesinin, var olabilmek için başkasının elindeki paraya el koymaktan başka seçim tercih hakkı olmayan o çocuğun bu bağlantısallık ağı içerisinde yaratabileceği anlam örgüsü çok kısıtlıdır. Çünkü özgür iradesi yoktur. Oysa bağlantısallık bilimi bize bir matematik sunar. Yaşam önümüze bir okyanus gibi serilse ve biz o okyanusun kıyısında dursak, onun rüzgârını, dalgalarını hissetsek ve orada kendi yaptığımız seçimlere göre yüzsek... İşte bu, varolan normlardan kurtulma halidir. Eskinin yıkıldığı ama yeninin ne olduğunun bilinmediği bir tarih döneminden geçiyoruz derken kastettiğimiz şey bu. Yani henüz o okyanusun içine girmedik, kenarındayız. Eskinin işe yaramadığının farkındayız, ama okyanusun içine girip yüzme cesaretimiz henüz yok.
Değerler sistemi, bağlantısallık biliminin ortaya koyduğu bu ağ içerisinde anlam yaratabilme becerisiyle alakalıdır. Kim yaşamı daha farklı şekilde yorumlayıp daha iyi bir yaşam için yeni bir anlam oluşturuyorsa o iyi insandır. O yüzden ödüllendirilmesi gereken bir kişidir, yaşam açısından kıymetlidir. Örneğin Jenner çiçek aşısını bulur ve şöyle der: "Bunun için asla bir patent hakkı istemiyorum, çünkü bilgim, insanlık için, hayat için var." Bildiğiniz gibi, suçiçeği neredeyse ortadan kalktı. Bu, Jenner'ın bulduğu aşının varlığıyla mümkün oldu. Eğer illaki, iki bilgi işleme sistemi arasında bir farklılık yaratmamız gerekiyorsa, bunu yaşamı anlamlandırma katkısı üzerinden yürütmek gerekir.
Yaşam olmadan bilinç olmaz. Yaşamın olmaması ne demek? Mesela hiçbir zihinsel aktivitenin mümkün olmadığı bir oda düşünün, ışık bile yok ve burada yaşadığınızı düşünün. Hiçbir şey görmüyorsunuz, hatta hiç beslenmiyorsunuz, tat yok, hiçbir uyaran yok. Böyle bir ortamda bilinçten söz edemeyiz. Bilincin varlığından söz edebilmemiz için, zihnin içinde bulunduğu yaşam ağında seçim yapabiliyor olabilmesi gerekir. Bilinç, zihnin seçim yapabilme yeteneğidir. Eğer zihin seçim yapamıyorsa, bir bilinçten bahsedilemez.
Sağlıksız bir orman, sağlıksız bir yaprak yetiştirir. Bugünün kültürünün çocukları benzersiz olduklarını düşünüyorlar. "Hepimiz beraber doyalım" değil, "Önce ben doymalıyım ki, başkaları da doysun" diyorlar. Çünkü ormanı yeşerten bir kültürün içine doğmadılar. Biz bugün ormanın yaprak için olduğu zannıyla yaşıyoruz. Orman yaprak için var ve ben dediğimiz bu ego, ben dediğimiz bu varlık, tıpkı bir yaprak gibi sararıp yere düştüğü zaman yaşam da yok olacak. Hiç geçmeyen ölüm korkumuz bundan. Sanıyoruz ki bizim ölümümüz her şeyin sonu olacak. Zihnimizi içine koyduğumuz yaprağın ölümüyle her şeyin sona ereceğini düşünüyoruz. Bizim büyük yanılgımız bu. Halbuki bağlantısallık biliminin yaratacağı yeni kültürde, zihnimizi yaprağa değil, ormanın kendisine yaymamız gerekecek.