Biçimsizlik, boşluk, süreksizlik, kuralsızlık ve her alanda ve her şey için alternatif yokluğu ve parçalanma kiplikleri tarafından katedilen bir toplumsal hayat boyunca yeniden oluşuyor kimlik ve benliklerimiz.
Sınırsızlık çağı bu. Sınır ve ölçü kaybının, konum, çerçeve ve referansların parçalanması ve alt üst olmasının semptomları her yerde. Günümüz insanlık durumu, içerik ve bağlamlarından kopmuş kavramlar, aşınan değer ve ilkeler, çözülen ve buharlaşan anlam, hikâyeler etrafında şekilleniyor epey zamandır.
Kendini bilmek ya da kendi olmak denen şey ancak ortaklaşa/birlikte var edilen bir çalışmadan sonra, öteki sayesinde, ötekinin varlığında, ötekini dolanarak mümkündür.
Tümüyle çaresiz ve güçsüz hissettiğimiz, kolektif bir duyarlılık ve eylemlilikle kendi kaderimizi tayin edebileceğimiz inancını bütünüyle kaybettiğimiz bir zamanda kendimizi savunmanın yegâne yoludur depresyon. Bir sığınak ve direnme biçimidir belki de.
Sınırsız olasılıklar ve seçimler çağında bütün yolları deneyerek kendi bedensel ve ruhsal kapasitelerimizi mütemadiyen zorlamanın sonu, kendimize ve geleceğimize beslediğimiz ümidi ve inancı daha da kaybetmek, tam bir çökkünlük ve tükeniştir.