“Yalnızlık” aslında tek başına olma hâli değil, içimizle baş başa kalabilme cesaretidir.
Ama herkesin deneyimi farklıdır:
Çoğunluk için yalnızlık; terk edilmek, unutulmak, kalabalıklardan uzak düşmek gibi algılanır. O yüzden nefret ederler; çünkü suskunluğun içinde kendi seslerini duymaktan korkarlar.
Azınlık içinse yalnızlık; bir sığınak, bir iç mekân gibidir. Yaratıcı düşünce, derin sezgi, kendini anlama ve varoluşla yüzleşme yalnızlıkta büyür. Bu yüzden severler; çünkü orada kendi öz benlikleriyle karşılaşırlar.
Peki yalnızlığın varlığını nasıl biliriz?
Tıpkı rüzgârı görememek ama yaprakların kıpırdamasından hissetmek gibi. Bir anda sohbetin kesildiğinde, kalabalıkta anlaşılmadığını fark ettiğinde ya da gece yatağa uzandığında içinin yankısını duyduğunda anlarsın.