Harika bir okuyucu, aynı zamanda yazma denemelerine de başlamış bir büyüğümün tavsiyesi üzerine alıp kitaplığımda beklettiğim, okuyunca da elimden düşürmediğim ve onca zaman beklettiğim için üzüldüğüm bir kitap oldu. Onu okumak için ayırdığım zamanı sonuna kadar hak ediyor. Ne okusam diye düşünüyorsanız ve memnuniyet garantili bir kitap tavsiyesi istiyorsanız, buyrun karşınızda Jorge Amado'dan Kızıl tarlalar.
Hem yazarın anlatım dili hem de çevirmenin tercümesi çok iyi olmalı ki anlatılanları yeri geldi yüreğimde, yeri geldi aile bireylerinin ayaklarına batan dikenlerdeki gibi tenimde hissettim.
İnsana dair her şey var bu kitapta. Acı, keder, açlık, sefalet, sabır, umut, arzu, isyan...
Geri kalmış toplumların bir otoportresi gibi bu eser. Peki nedir geri kalmış toplumdan kastımız. Adaletsizlik en başında... Evrensel bir kural sanki... Nerede açlıktan, sefaletten sürünen yığınlar varsa, orada küçük azınlık halinde olup, emeği sömüren, tek başına pastanın neredeyse tamamını götüren gözü doymaz toprak ağaları, zenginler, bürokratlar ve siyasiler var. Ve bu kanlı düzen hep fukaranın kanından besleniyor. Şaşmaz bir düzen.
Neredeyse karın doyasıya çalıştıkları toprakların albayının (ağası), topraklarını başka ağaya satmasını müteakip yeni albayın köylüleri ve işcileri kovması üzerine, çoğu söylentiler üzerine inşa edilmiş iyimser bir umutla büyük şehrin yollarına düşen kocaman bir aileden, yolun sonunda ufacık bir kaç aile üyesi hayatta kalıyor. Yollarda sıcak, kuraklık, susuzluk, açlık, vahşi hayvanlar ve vahşi insanlarla karşılaşan aile, bazen kendi kayıplarına bile üzülemiyor ya da üzülecek zamanı bulamıyor. Hayat kavgası o kadar çetin ki, kalanlar yitip gidenlerin yasını bile tutamıyor. Çok sevdiğiniz canınızdan kıymetli eşinizin, çocuğunuzun ya da anne babanızın