Kitabı 48 günde bitirdiğim için uzuvlarımdan birini kaybetmiş gibiyim.
Kitap kesinlikle bir aşk romanı değil. Yazıldığı dönemdeki savaşı, halkın eğitimi için bir kesim tarafından gerwkli görülen okulların soylular tarafından istenmeyişi, kadın erkek ilişkilerini, evlilikleri ve kadınların özgürlüklerini kazanabilmek için erkeklerden gelecek bir "olur" kelimesini beklemelerini anlatıyor. Tabi bir de sevgisizlik.
Evliliklerin artık bitmiş olan duygulara rağmen sürdürülmesi gereken, erkek istemediği sürece kadının boşanamayacağı, kocasından ayrılsa dahi kocası ölmeden evlenemeyeceği belirtiliyor. Aşık olduğu adamla yaşayan kadın girdiği ortamlarda aşağılanmakta ancak ilişkini bir diğer tarafı olan erkek kimseden bir tek kırıcı cümle duymamaktadır. Anna Karenina yaşağıdı baskılara, ilk eşinden olan oğluna duyduğu özlemden ve uğruna oğlundan ayrı kaldığı adamın artık kendisini sevmediği düşüncesiyle baş edemez ve kendini tren raylarına bırakarak intihar eder. Ve bir daha kitabın devamında adı bile anılmaz. Tam da burası bence toplumun "ahlak anlayışı"na aykırı davranan kadınların kimse tarafından umursanmadığını gösteriyor. Oysa Anna'ın istediği tek şey sevgiydi.
Bir diğer nokta eğitim. Toplumun aristokratları ve toprak sahipleri tarafından halkın bilinçlenmesi için yapılacak okulların ve eğitimin gereksiz olduğu savunulmaktadır. Ancak toprak sahipleri eğitimi gereksiz buldukları halkın daha yüksek performans ile çalışmamalarından makinelerini kullanmayı bilmedikleri için zarar verdiklerinden yakınmaktadır. Kitapda Levin karakteri Tolstoy'u ve onun düşüncelerini temsil etmektedir. Tolstoy, Levin'in ağzından bizimle bol bol konuşup düşüncelerini aktarmııştır. Ben çok sevdim. Keyifli okumalar dilerim.