Kalmak… İşte ölümden de önemli, ölümden de çapraşık ve zor olan mesele. Asıl mesele kalmaktı, günlerin getirecekleri ile boğuşmaktı, onlara yenilmemek veya onlara lâyık olmaktı, aşınmadan, bozulmadan, çirkinleşmeden, satılmadan ayakta kalabilmekti.
Doğru’yu bulmak, doğru’yu üste çıkarmak, doğru’da buluşmak ille trajediler mi isteyecekti? Doğru’nun bu yeryüzü cennetinin, doğru’da anlaşmak denilen cennetin yolu neden böyle çetindi?
Düşmanın bir mi? Sen ona bir daha ekle. Üç mü, beş mi? Sen ona bir de kendini ekle ve üçse dört ,beşse altı de. Ve sen sana düşmanların en çetini oldun, bunu böyle belle!
Dünya bu kadar, yaşamak bu kadar güzel olsun, insanlar imanı tâ kendisi saysınlar da bu korkuyu, bu zifir gibi karanlık, bu kan, kan, daima kan kokan bahtsızlık faciaları önlenemesin, yanılmalar önlenemesin, ihanetler, kancıklıklar önlenemesin ha!..
İkilikler önlenemesin, hakkın, hakikatin, gerçeğin, faziletlerin nerede olduğu bir türlü bilinemesin ha…
Hırslar, küçük hesaplar, yersiz, sebepsiz yüreksizlikler, yüreksizlikten de beter uyuşukluklar, kararsızlıklar önlenemesin, çöküntüyü önlemesi gerekenler hazırlasın çöküntüyü ha!