"Huzursuzluk"okurken içim parçalandı. Zilan’ın anlattıkları öyle derin ve etkileyiciydi ki her sayfa yüreğime işledi; en çok da Meleknaz’ın sütünü içerkenki sahne beni çok etkiledi. Livaneli, karakterlerin yalnızlığını, korkularını ve çaresizliklerini o kadar içten anlatıyor ki, her biri sanki yanımda yaşanıyormuş gibi hissettim. Bu kitap sadece bir hikâye değil; insanın duygularına dokunan, düşündüren ve uzun süre akıldan çıkmayan bir yolculuk.
Ben ne Ömer’i ne de Macide’yi suçlayabilirim; ikisi de yalnızdı ve birbirlerine tutundu. Ömer sorumluluğun ağırlığıyla sevdi, Macide ise yalnız kalmaktan korkup Ömer’e sığındı. “Birbirimize iyi geliriz belki” dediler ama tam tersi oldu; yine de onlar için bir ders oldu. Bedri ise mutlu olmayı hak ediyordu. Kim bilir belki de Macide ile gerçekten huzur bulmuştur:)
> “Herkes Bedri olmak ister… ama çoğu Ömer gibi davranır.”
Zülfü Livaneli’nin *Kardeşimin Hikayesi* romanı beni hem büyüledi hem de darmadağın etti. Hikaye bir cinayetle başlıyor ama asıl gizem, insanların içindeki sessiz karanlıkta saklı. Ahmet’in vicdanı, geçmişi ve yalnızlığı arasında sıkışmış hali öyle derin ki, sonunda suçun kimde olduğunu değil, insanın kendiyle ne kadar yaşayabildiğini sorguluyorsun. Kitap bittiğinde sadece şaşırmadım, içim sızladı ve SİNİR OLDUM; çünkü bazı hikâyelerde hak eden asla cezasını bulmuyor.
Martin Eden... Bir insanın kendisini yeniden var etme çabasının, sevgi uğruna verdiği savaşın ve sonunda o savaşta yok oluşunun hikâyesi.
Kitabı bitirdiğimde içimde derin bir sessizlik oluştu. Çünkü o son, hak etmediği kadar acımasızdı. Oysa tek istediği, kendi emeğiyle kabul görmekti. Ama dünya, kabullenmeden önce onu ezmeyi seçti. Sevgisi uğruna sevdiği kadın uğruna herşeyi göze aldı. Ama bazen en çok çabalayanlar, en çok yanlız kalandır.