Kalbimin gülü,
Al bu gülü eline.
Aşkın çiçeği bu.
Yaprakları hasretimle dolu.
Senin gibi incecik kokusu.
Kalbimin gülü
Al bu gülü eline.
Hemen solsa bile,
Aşkımız yaşayacak.
Çünkü güller sonsuza kadar açacak
İlk kez senin olduğumda onyedi yaşındaydım.
-Ah, nasıl da akıp gitmiş zaman...
Genç bir kızdım o sırada; aşkın kadınlığıma kavuşturdu beni.
Yacaş, yavaş, acılar içinde açıldım, olgunlaştım.
Acılara bile teşekkür ederim.
Şimdi olgunluğumu sana geri veriyorum.
Bir gelincik gibi tut onu elinde.
Bu kadın sevmeyi nasıl öğrendiyse, sen de öğren.
Sırt çevirme o çiçeğe,
kendi ellerinle yarattığın yapraklarını yolma.
Ben böyle seviyorum işte:
Zarafetini gaddarlığını, inceliğini kabalığını,
olduğun şairi, olmadığın erkeği seviyorum.
Bir zamanlar çocuk olduğun
ve bir gün ceset olacağın için seviyorum.
Hem gövdeni, hem aklını seviyorum.
Yalnızca boynunun düzgün çizgilerini değil, koltuk altının terini de seviyorum.
Kanımı tutuşturan gücünü de,
çocuk gibi elinden tutma isteği uyandıran güçsüzlügünü de seviyorum.
Tanrı böyle sevemiyorsa, ben seviyorum!
Birlikte daha kutsal olacağız; inanıyorum.
Tanrı böyle sevemiyorsa, ben de sevgimi Tanrı yaparım.
Ne biçim bir Tanrı bu tapındığımız?
Hem bir bütün olarak yaratmış bizi,
hem de bir parçamızla yetinmemizi istiyor... Deli bir Tanrı değil mi bu Tanrı?
Hem kadın olarak yaratmış beni,
hem de dayatıyor yaradılışımı inkar edeyim diye.
Senin de inkara çalıştığın gibi...
Öncelikle seni sevmeme izin vermezse,
O'nu sevmeyi de öğrenemem ben.
Tanrı bölünebilir değilse eğer, aşk da bölünmez.
Dualarını kabul edip tutkunu reddeden,
bir Tanrı'ya inanmamı nasıl beklersin benden?
O kıskanç Tanrı seni benden almak istiyorsa, nefret ediyorum ondan!
Benim Tanrı'm değil O!
Kulak ver bana; O'nun sevgisi bu kadarsa eğer, baş edebilirim O'nunla.
Şimdi dinle küfürümü:
Pişmanlık duymadan itiraf ediyorum.
Ben yalnızca seni seviyorum.
Bu sözü yazan benim elim,
Elimi yöneten de kanıyla, canıyla ben'im.