Az önce bitirdim ve nerden başlasam gerçekten bilemiyorum. Öncelikle en yoğun günlerimi yaşarken üç gün gibi bir sürede bitti ve bu döneme rağmen asla unutamayacağım bir klasiğe dönüştü. Kitap bize bildiğimizden farklı bir şey anlatmıyor aslında, sadece hatırlatıyor: aşkın bu denli "keskin" bir duygu olduğunu. Nefret'in yoğunluğunu ve belkide aşktan bile daha baskın olduğunu. Ben okuduğum hiçbir kitapta bu kitaptaki kötü karakterin eşini benzerini görmedim. Ayrıca kitap: iyilik, kötülük, aşk ve aile gibi kavramları bir daha düşündürerek: "acaba başka bir seçenek var mıydı ?"diye sordurtuyor. Keşke Emily Bronte daha fazla eser bıraksaymış ölümlü dünyaya.
Felsefeye biraz bile ilgisi olan herkesin mutlaka okuması gereken kitap. Okumam uzun sürdü çünkü her bölüme bir gün ayırdım daha iyi sindirebilmek için. Ama hiç önemli değil kesinlikle değerdi.
Popüler kitaplara hep önyargılıyımdır ama bu kitap bu düşüncemi kırdı. Sevildiği kadar var. Bir yazar ancak bu kadar naif olup, aynı derecede naif yazabilirdi. Kitabı elime aldım ve bir anda kendimi otuzuncu sayfada buldum. Su gibiydi âdeta. Konusu zaten çok güzeldi. Mutlaka kitaplığınız da bulundurun.