Jack London'nın kalemini seviyorum; bilmemize rağmen fark etmediğimiz şeyleri farklı açılardan aktarıyor. Çoğu kez eşitlik, hak, adatlet, sosyal devlet gibi kavramları sorgulatıyor.
London, 1902 yılında kılık değiştirerek dünyanın en güçlü devleti, güneş batmayan imparatorluğun, en ünlü kentinde en fakir kısmında Doğu Londra’nın yoksul mahallerini incelemeye başlar. O civarda bir oda kiralar, kılık kıyafetlerini mahalle halkınınki gibi olacak şekilde düzenler ve mahallelerde geziler yapmaya, halkla konuşmaya başlar. Her konuştuğu kişide farklı ve sarsıcı hikayelerini okuruz.
Uçurum İnsanları kitabı toplumsal adaletsizliği tüm boyutlarıyla gözler ününe sermektedir. Bir de Jack London, bu eseri için şöyle demiş "Benim başka hiçbir kitabım genç kalbimi yoksulluğun böylesi kadar burkmadı.’’
Yazar, kitap boyunca okurlara felsefi bir dil ile düşüncenin gücünü anlatıyor. İnsanın hayatta yapmak istediklerini istediği sürece yapabileceğini, kararsız kaldığında ise hiçbir zaman gerçek bir doğrunun olamayacağını söylüyor. Ama bana kalırsa kitapta eksik bir şeyler vardı.
Kitaptaki karakterlerin aynı isme sahip olması başlarda kafa karışıklığı yaratsa da kitabın her anlamıyla çok güzel olduğunu söylebilirim. Marquez yine ve yeniden harika bir eser çıkarmış. Tek sıkıntı biraz daha hızlı anlatarak olayı bitirebileceği durumlarda fazla uzatmasıydı. Ama onun dışında kesinlikle okunması gereken şahane bir eser.
Bilmem kaçıncı kere okuyuşum bu seriyi ama her seferinde aynı heyecan içerisine giriyorum. Her seferinde karakterlerle yeniden tanışıyorum, hikayeyi hiç bilmiyor gibi okuyorum.
Herkesin kendi ailesinden ufak bir parçada bulabileceği bir hikaye. Kafka; asla sitem etmeden veya kızmadan yazsada, bu iki duyguda kitapta çok yoğundu. Bence bir babadan dünyaya gelmiş herkes bu kitabı mutlaka okumalı.