İşi olmayan aylak bir adam. Ne kolay değil mi bu şekilde yaşamak. Aslında en zoru onun işi; düşünmek, varoluşsal sancılar çekmek ve sürekli bir arayış içinde olmak. Çalışmayı bir alışkanlık, monotonluk olarak görüyor ve alışkanlıklardan ölesiye korkuyor, öyle ki birkaç kere gittiği restoranların ona müşterisi gibi davranmaya başladıklarını görünce bile hemen kaçıyor ve bir daha oraya gitmiyor. İnsanlarla olabildiğince az iletişim kuruyor, genelde insanları uzaktan gözlemleyerek davranışlarını tahmin etmeye çalışıyor, bunu eğlence haline getirmiş. Bir toplumsal yabancılaşma söz konusu, karakterin yalnızlığını görüyoruz. Diğer insanlardan farklı olduğu düşüncesi var ve hep bir aykırılık söz konusu. Hayatının amacını, yaşamında tutunacak tek gerçek şeyi arıyor ; "GERÇEK SEVGİ"yi. Kitap boyunca aradığı bir kadın var, hep onu, her yerde onu arıyor.
-Spoiler-
Kitap edebi yönünün yanında aynı zamanda psikolojik bir roman. Karakterimizin çocukluğunun yetişkinliğine etkisini çok açık bir şekilde görüyoruz. Annesini 1 yaşında kaybetmiş olan karakterimizin onunla ilgili bildiği şey mavi gözlü olduğu. Belki de bu yüzden mavi gözlü kadınlar ilgisini çekiyor, onlarda annesini arıyor, onun eksikliğini tamamlamaya çalışıyor. Annenin yerine geçen bir teyze figürü var. Ona şefkatle yaklaşan ömrü boyunca çocukluğundaki bu şefkati, sıcaklığı özlemle aratan bir teyze. Ve kendi tabiriyle kadın düşkünü bir baba. Onun çok sevdiği teyzesiyle olan ilişkisini görünce büyük bir travma yaşıyor. Babasından nefret ediyor, ona benzemekten çok korkuyor, babasının isteklerinin tam tersini yapan ona tamamen zıt karakterde bir insan olmaya çalışıyor.
-Aşırı spoiler-
Defalarca kez tesadüfen yan yana geldiği aradığı kişiyi kitabın sonunda bir kafede