Gün batarken sula fesleğenleri
balkonun kokusu sokağa taşsın
sokaklar kayıp çocuklar gibi
hırçındır, ürkek ve biraz şaşkın
Sular bulutlanır sen susarsın
ve kent çıngıraklı bir yılan kadar
zehirlidir artık sevgilin mahpusken
üstelik kirli bir lekeye döner umutlar
Acılar katlanır mendil yerine
sarışınlaşırsın bu kaçıncı güz
ellerin üşür, çiy düşer çiçeklere
beklediğin mektuplar da gelmez
Bomboş sayfalara dönerken aklın
tecrit’teki kitabı fareler kemiriyor
ve düşlerin sonsuz bir boşluktayken
bir sigara yakıyorsun, tutuşuyor sular
Akşamı geciktirebilirsin belki
suladığın fesleğenlerle, kimbilir
ama vaktin ayırdındadır şimdi
kuşlar, çocuklar ve mahpuslar
Usulca inse de koldemirleri
Rakılarımızı yudumlarken plak değişti, geniş salonun eski duvarlarında yine Müzeyyen Senar'ın kederli sesi yankılandı.
" Bir ateşim yanarım, külüm yok, dumanım yok/ sen yok, mekânım belli değil, zamanım yok."
Ellere kanıpta
Gitme sevgilim
Hayat bir gün gelir
Harcarlar seni
Bir de saçlarına
Karlar yağınca
Eskimiş şal gibi
Atarlar seni
Eğer gideceksen
Mani olamam
Düşersen sonun da
Yine bul beni
Vefasız Kullardan vefa bekleme
Kıymetsiz bir pula satarlar seni
Bulamazsın bulamazsın
Benim gibi seveni
Bulamazsın bulamazsın
Seni mutlu edeni
Bulamazsın bulamazsın
Benim gibi seveni
Bulamazsın bulamazsın
Senin için öleni
Sevgilim dünyanın
Kanunu böyle
Sevip mutlu olan
Varmıdır söyle
Seni benim gibi kimse anlamaz
Saçların alev gibi
Gözlerin rüya gibi
Güzelsin hayallerle
Özlenen cennet gibi
Ne kadar gizlesen de
Ne kadar yok desen de
Hayali dünkü gibi
Yaşıyor gözlerimde
Sevda, sevda
Unut onu dinsin gönlünde fırtına
Sevda, sevda
Değmez ona ağlamaya
Gözleri nemli nemli
Yaralı ceylan gibi
Ağlayıp inliyorsun
İçli bir keman gibi
Ne kadar özlesen de
Ne kadar sabretsen de
Yıllarca aldatıldın
Bekledin kadın gibi
Sevda, sevda
Unut onu dinsin gönlünde fırtına
Sevda, sevda
Değmez ona ağlamaya
Sevda, sevda
Hayat değer yaşamaya