Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz.
Bir zamandan sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız, ne kalacak bizden?
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bakınız efendim dün dünya şiir günüydü. Bugün de Bedia Tuncer hocamın 1964'te İstanbul Bakırköy Akıl hastanesinde hem hastalara yardımcı oldu, hem de kalemlerindeki, kafalarının içerisindeki dünyayı şiire döktürdü. Deliler bir toplumun akıllarıdır. Delileri ciddiye alın diyorum, diyoruz Bedia Tuncer hocamla ve günde onaltı paket sigara içen M.T.Ö şiirini paylaşmak istiyorum:
Nalan
Nalân olmalı idi benim adım,
Çünkü daima ağladım;
Tek arkadaşımdır hicran
Benim asıl adım Nalân
Gözlerim sık sık kızarık
Gönlüm hicranla kabarık;
Tükenmez içimde hezeyan
Benim asıl adım Nalân
Nalân deselerdi bana
Düşmezdim belki hicrana
Doğunca ismimi koyan
Neden dememiş Nalân.
Bugün bu kitabı seçme nedenim Türkiye'nin hatta dünyanın içinde bulunduğu distopyadır. Oya Baydar'ın diğer eserlerini de gün gün paylaşacağım.
Köpekli Çocuklar Gecesi, farklılıklara tahammülü olmayan, pervasız diktatörlerin, doğayı yok etmeye varan kazanma hırslarının karşısında halkların bir umut bulma telaşesini anlatmakta. Bilim insanı bir Kadın, bir yandan gerçekleri insanlara anlatmak için mücadele ediyor, bir yandan oğlu Umut Doğa'yı arıyor. Tüm bunların yanı sıra, ait olduğu sosyal ve politik çevrenin, doğa karşısında tutumunu sorguluyor, geçmişine dair özeleştirilerde bulunuyor. Umut Doğa, ötekilere yardım için sınırları dinlemiyor, onlarla birlikte olmak için değil, onlardan biri olmak için yola çıkıyor. Adam, çok dilli, entelektüel, saygın bir bilim insanı ve yol hikâyesi sürprizler içinde köklerini arayan bir çocuğun hikâyesine dönüşüyor.
Baydar, bugünkü Dünya'nın hal-i pürmelalini anlatırken, felaketin çok uzak olmadığını, hiç beklemediğimiz bir anda kapımızı çalacağını söylemekte. Umut yok değildir yine de! Kitabın kapağında da yer alan, çatlamış toprağın arasından baş vermiş bir papatya, yaşamın kıvılcımıdır.