Evimin bir köşesinde pikap çalar, süslü palmiyeler, kitaplıkta bir dolu kitap, masada şarap... ilkbaharda bambaşka oluyor. Portakal çiçeği, Nergis kokusuna dalıp gidiyorum. En sevdiğim çiçek kokularıdır. Kitaplarımın arasında kurutup dururum ha bir de mektup yazarım, ne gülünç şeyler toplandı diye de iç geçiririm sonra da yavaşça Gaye Su Akyol'u açıyorum
*Bir yaralı kuştum uçtum uçtum senden uzaklara... Devamı çalsın :)
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz.
Bir zamandan sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız, ne kalacak bizden?
Bakınız efendim dün dünya şiir günüydü. Bugün de Bedia Tuncer hocamın 1964'te İstanbul Bakırköy Akıl hastanesinde hem hastalara yardımcı oldu, hem de kalemlerindeki, kafalarının içerisindeki dünyayı şiire döktürdü. Deliler bir toplumun akıllarıdır. Delileri ciddiye alın diyorum, diyoruz Bedia Tuncer hocamla ve günde onaltı paket sigara içen M.T.Ö şiirini paylaşmak istiyorum:
Nalan
Nalân olmalı idi benim adım,
Çünkü daima ağladım;
Tek arkadaşımdır hicran
Benim asıl adım Nalân
Gözlerim sık sık kızarık
Gönlüm hicranla kabarık;
Tükenmez içimde hezeyan
Benim asıl adım Nalân
Nalân deselerdi bana
Düşmezdim belki hicrana
Doğunca ismimi koyan
Neden dememiş Nalân.