Yazdığı her şey bana yıkılma duygusu verdiği için okuyorum onu. Başlangıçta düşünüyor, sonra boşuna dönüp duruyor ve nihayet yavan, ürküntüsüz bir burgacın içine düşüyoruz... İçimizden akıp gittiğimizi söylüyor, gerçekten de akıp gidiyoruz. Yine de gerçek bir boğulma olmuyor bu, olsaydı çok güzel olurdu! Tekrar su yüzüne çıkıyor, soluklanıp yeniden anlıyoruz... Bir şey söyler gibi ve söylediğini anlar gibi olduğunu görünce şaşırıp kalıyor, sonra yeniden boşuna dönüp durmaya başlıyoruz, bir daha akıyoruz... Bütün bunlar kendilerini derin şeyler gibi gösteriyor ve öyle görünüyorlar. Ama toparlandığımız an, sadece anlaşılmaz olduğunu; gerçek derinlik ile tasarlanmış derinlik arasındaki mesafenin, bir aydınlanma ânı ile bir saplantı arasındaki mesafe kadar büyük olduğunu fark ediyoruz.