Merve

Merve
@Caravaggioo
38 okur puanı
Mayıs 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
OSMAN|SOPİLER
Puan vermedi·504 syf.··
2026 6. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 06 Mayıs 2026 19:12
Osman, Kapak Kızı ve Yeşil Peri Gecesi üçlemesinin içinde beni en çok etkileyen kitap hâlâ Yeşil Peri Gecesi olsa da, Osman da üzerine düşündüren taraflarıyla sevdiğim bir kitap oldu. Ayfer Tunç’un en güçlü yanlarından biri bence akıcılığı. Romanları çok hızlı okunuyor; dili yorucu değil, karakterlerin hayatına kolayca giriyorsunuz. Bu yüzden okuma deneyimi anlamında tatmin eden bir yazar olduğunu düşünüyorum. Ama kişisel olarak beni sarsan, “wow” etkisi yaratan büyük bir edebiyat hissi bırakmadı. Daha çok iyi kurulmuş, akıp giden ve karakterleri üzerine düşündüren romanlar gibi kaldı bende. Bu üçleme boyunca en sevdiğim şeylerden biri karakterlerin birbirlerinin hayatlarına değme biçimi oldu. Aynı olayı farklı insanların tamamen başka şekillerde algılamasını görmek çok gerçek hissettiriyor. Bir karakterin kırıldığı yerde diğerinin hiçbir şey olmamış gibi devam etmesi, birinin hayatını değiştiren bir olayın başka biri için sıradan olması… Hayatın kendisi de biraz böyle zaten. Ayfer Tunç bu bağlantıları kurmakta gerçekten başarılı. Osman özelinde ise en dikkatimi çeken şeylerden biri romanın sürekli maddiyat, marka, semt, restoran ve statü üzerinden ilerlemesi oldu. İstanbul’un belirli bir sınıfını, belli bir yaşam biçimini anlatıyor kitap. İlk başta bu detaylar hoşuma gitti çünkü İstanbulu seven biri olarak kitapta geçen palasları, apartmanları , semtleri okumak keyifliydi. Şehirle ilgili başka bir yüz görmüş oldum. Ama ilerledikçe markaların ve pahalı hayat detaylarının fazla görünür olması beni rahatsız etmeye başladı. Sürekli bir kimlik gösterisi varmış gibi hissettirdi. Yine de bunu tamamen gereksiz bulmuyorum çünkü Osman zaten kendini büyük ölçüde tüketim, statü ve dışarıdan nasıl göründüğü üzerinden kuran bir karakter. Romanın bu kadar “etiketli” bir dünyada
OsmanAyfer Tunç · Can Yayınları · 20208,3bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
9/10
·472 syf.··
2026 5. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 09 Şubat 2026 02:54
Ayfer Tunç – Yeşil Peri Gecesi | SPOLİER Yeşil Peri Gecesi, 464 sayfa olmasına rağmen altı günde bitirdiğim, şaşırtıcı derecede akıcı bir roman oldu. Ayfer Tunç’un Kapak Kızı serisine ait bir kitap ve Kapak Kızı’nda tanıdığımız Şebnem’in hayatını merkeze alıyor. Devam kitabı niteliğinde olsa da, Kapak Kızı okunmadan da rahatlıkla okunabilecek bir roman; anlam bütünlüğünde ciddi bir eksiklik oluşmuyor. Ayfer Tunç’un anlatımı her zamanki gibi güçlü ve sarsıcı. Roman boyunca ana hikâyeye eşlik eden şiirler, şarkı sözleri ve alıntılar öylesine yerli yerinde kullanılmış ki, okurken insanın içinden bir şiir kitabına sarılmak geliyor. Bu yönüyle kitap, yalnızca bir roman değil; edebiyatın farklı damarlarına da göz kırpan bir metin. Romanın merkezindeki Şebnem, hayatı en başından itibaren zor bir kadın. Güzel başlayan çocukluğu, mühendis babasının geçirdiği kaza sonucu kolunu kaybetmesiyle paramparça oluyor. Ardından annesinin (Şebnem’in anlatımıyla “dünya güzeli” olan annesinin) amcası Süleyman Bey ile yaşadığı ilişki, babanın içine kapanması, annenin farklı adamlarla evlilikleri ve ilişkileri… Şebnem’in yatılı okullarda büyümesi, savrulması, hayata tutunmaya çalışması, babasına bakması ve giderek hayattan nefret eder hale gelmesi, roman boyunca katman katman işleniyor. Şebnem’in herkesi cezalandırmak istercesine bir dergi kapağına çıplak pozlar vermesi, o dergi sayesinde kurduğu dostluklar (özellikle Gün karakterin ölümü anlatılırken gözyaşlarımı tutamadım), Osman’la bu çevre aracılığıyla tanışması ve evlenmesi… Osman; zengin, duyarsız, kendini hiç geliştirmemiş, hayatındaki her sorunu görmezden gelen halının altına süpüren böylelikle keyfini hiç kaçırmayan parası oldukça mutlu olan bir adam olarak karşımıza çıkıyor. Bir de Osman’ın kardeşi Teoman var. Kitaptaki tanımıyla
Yeşil Peri GecesiAyfer Tunç · Can Yayınları · 202011,7bin okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2026 4. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 31 Ocak 2026 02:23
(SPOİLER) Ayfer Tunç’un Kapak Kızı romanı, tek bir hikâyeden çok, aynı kadına farklı açılardan bakan hayatların romanı. Okuma sürecimde kitap benim için tam anlamıyla sürükleyici değildi; yer yer durakladı, yer yer düşündürdü. Ayfer Tunç’tan ilk okuduğum Suzan Defter’e kıyasla dili ve akışı bana daha mesafeli geldi. Buna rağmen, karakter çözümlemeleri ve ele aldığı meseleler bakımından güçlü bir metin olduğunu düşünüyorum. Romanın merkezinde erotik bir derginin kapağında poz veren “ayın kızı” Şebnem var. Ancak Şebnem’i doğrudan anlatan bir hikâyeden çok, onun başkalarının hayatlarında açtığı çatlakları okuyoruz. Hikâye, karlı bir gecede trenin yolda kalmasıyla, tesadüfen bir araya gelen karakterlerin iç dünyalarına odaklanıyor. Şebnem, yokluk içinde büyümüş ama bu yokluğu boyun eğerek değil, meydan okuyarak karşılamış bir kadın. Cesur, umursamaz ve sınırları zorlayan bir yerde duruyor. Onun çıplak pozlar vermesi romanda yalnızca erotik bir unsur değil; aksine toplumun ahlak, kadın bedeni ve özgürlük algısına yöneltilmiş bir sorgulama gibi duruyor. Şebnem, diğer karakterlerin yapamadıklarını yapan, cesaret edemediklerini göze alan biri. Ersin, Şebnem’in gençlik yıllarındaki ilk aşkı. Aynı zamanda akrabası. Aralarında kimsenin bilmediği, hatta kendi içinde bile tamamlanamamış bir ilişki var. Fakat zamanla bu ilişki devam etmemiş. Ersin korkaklığından pişman. Şimdi ise banka müfettişi olarak tekdüze bir hayat sürüyor. Hayatından memnun değil ama onu değiştirmek için de geç kaldığını düşünüyor. Kitapta da denildiği gibi hayatımı devam ettiremeyecek kadar farklı değiştiremeyecek kadar geç kalmış hissediyor. Ersin karakteri, romanın “erteleyen”, “bekleyen” ve bu yüzden sıkışıp kalan yüzünü temsil ediyor. Şebnem’e duyduğu öfke de biraz buradan geliyor; onun cesareti, Ersin’in
Kapak KızıAyfer Tunç · Can Yayınları · 202013,6bin okunma
Puan vermedi·320 syf.··
2026 3. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 22 Ocak 2026 22:16
Çalınan Dikkat – Kendi Hayatımdan Bakınca “Çalınan Dikkat” beni etkileyen bir kitap oldu. Çünkü kitapta anlatılanlar yalnızca teorik bir dikkat problemi değil; gündelik hayatımda birebir yaşadığım bir durumu tarif ediyor. Bugün bir şeye uzun süre odaklanmak giderek zorlaşıyor. Bir işe başlarken zihnin çok hızlı dağılması, bir düşüncenin içinde kalamamak ya da yapılan işi yarım bırakma hissi, artık sıradan bir deneyim hâline gelmiş durumda. Kitabı okurken, bu durumun yalnızca “benim iradesizliğim” olmadığını fark etmek önemliydi. Kitapta dikkatimizin kaybolmasının bireysel tercihlerden çok, bilinçli olarak kurulmuş bir sistemle ilişkili olduğu vurgulanıyor. Sosyal medya, bildirimler ve sürekli uyarılma hâli, zihnimizi parçalayacak şekilde tasarlanmış durumda. Bu noktada dikkat yalnızca kişisel bir mesele değil; demokrasinin temel şartlarından biri. Çünkü dikkatini koruyamayan bir insan, düşünemez, sorgulayamaz ve uzun vadeli sorunlara odaklanamaz. Bu da toplumların daha edilgen, daha kolay yönlendirilebilir hâle gelmesine yol açar. Kitap, dikkat kaybını yalnızca teknolojiyle sınırlamıyor. Beslenme alışkanlıklarımızdan uyku düzenimize, birçok etkenin zihinsel kapasitemizi etkilediğini gösteriyor. Özellikle sağlıksız ve işlenmiş gıdaların hem bedeni hem de zihni yorduğu, odaklanma süresini azalttığı fikri bende karşılık buldu. Kötü hissettiğimizde yalnızca fiziksel olarak değil, zihinsel olarak da dağılmış oluyoruz. Çocuklar, oyun alanları ve DEHB üzerine anlatılanlar ise benim çocukluğumla bugünü karşılaştırmama neden oldu. Doğayla hep içiçe büyüdüm ve çocukken bugün bu kadar sık konuşulan dikkat sorunlarını hiç yaşamadım. Gün boyu dışarıda olmak, doğayla temas etmek ve serbestçe oyun oynamak, zihinsel olarak da daha sakin ve dengeli bir hâl yaratıyordu. Bugünün
Çalınan DikkatJohann Hari · Metis Yayınları · 20245,3bin okunma
8/10
·309 syf.··
2026 1. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 14 Ocak 2026 23:39
(SPOİLER) Vigdis Hjorth’un Miras adlı romanı, bir yazlık evin paylaşımı üzerinden ilerleyen bir aile çatışmasını anlatıyor gibi görünse de, asıl meselesi aile içinde inkâr edilen bir travmanın bireyin hayatında açtığı kalıcı yaralardır. Roman, babanın ölümünden sonra miras süreciyle birlikte yeniden bir araya gelen aile üyeleri arasındaki mesafeyi, soğukluğu ve bastırılmış geçmişi açığa çıkarır. Baş karakter, yetişkin hayatında işlevsel bir bireydir: boşanmıştır, arkadaşları vardır, çalışır, âşık olur ve kendi kararlarını alır. Romanın çarpıcılığı, onun “hayatsız” ya da dış dünyadan kopuk biri olmamasında yatar. Ancak ailesiyle her karşılaşma, geçmişte yaşananları yeniden tetikler. Travma geçmişte kalmış bir olay değildir; ailenin inkârı sürdükçe bugünde varlığını korur. Romanın merkezinde, baş karakterin çocukluğunda babası tarafından maruz kaldığı cinsel istismar ve bu durumun aile tarafından kabul edilmemesi yer alır. Anne ve kardeşler, bu gerçeği inkâr ederek ya da sessiz kalarak babayı ve aile düzenini korumayı seçer. Özellikle anne figürü, pasifliği, duygusal dengesizliği ve karar alamayışıyla, çocuğunu koruyamayan bir yetişkin olarak çizilir. Bu sessizlik, travmanın tek başına yaşanmasından bile daha yıkıcı bir etki yaratır. Kardeşlerle olan ilişki de bu inkârın devamıdır. Soğukluk, mesafe ve özellikle Astrid’in tavırları, baş karakterin yaşadıklarının sürekli olarak yok sayıldığını hissettirir. Bu durum miras meselesini maddi olmaktan çıkarır; asıl miras, suskunluk, reddediş, dışlama ve aile içi sadakatin gerçeğin önüne konmasıdır. Miras, okuru rahatlatan bir roman değildir. Duygusal bir çözülme ya da kesin bir kapanış sunmaz. Bunun yerine, aile kavramının her zaman koruyucu olmadığını, bazen insanı en savunmasız bırakan yapı olabildiğini gösterir. Romanın
MirasVigdis Hjorth · Siren Yayınları · 20216,5bin okunma