Bu kitapta anlatılanlardan, kuru teoriler damıtmayı başkalarına bırakıyorum. Burada anlatılanlar. Birinci Dünya Savaşından sonra araştırma konusu olan ve “dikenli tel hastalığı” sendromuyla tanışmamızı sağlayan cezaevi yaşamı psikolojisine katkıda bulunabilir Le Bon'un bir kitabındaki çok iyi bilinen bir deyişi biraz değiştirerek anacak olursam, “kitlelerin psikopatolojisine" ilişkin bilgimizdeki derinleşmeyi, İkinci Dünya Savaşı’na borçluyuz, çünkü bu savaş bize sinir savaşını ve toplama kamplarını kazandırdı."
Bir zamanlar tutuklu olan bu insanlar sık sık şunu söyler: “Yaşadıklarımız hakkında konuşmayı sevmiyoruz. Onları yaşamış olanların hiçbir açıklamaya ihtiyacı yok. O olayları yaşamayanlar ise ne o zaman hissettiklerimizi ne de şimdi hissettiklerimizi anlayabilir"
Karanlık ve ölçülerin üzerinde sorumluluk gerektiren bir davanın ortasında neşesini korumak, hiç de azımsanmayacak bir meziyettir: üstelik, neşeden daha gerekli ne vardır? Delice neşeden payını almamış hiçbir şey başarıya ulaşmaz. Ancak güç fazlasıdır, gücün kanıtı. — Tüm değerlerin bir yeniden değerlendirilişi, bu soru işareti öyle kara öyle devasadır ki, gölge salar, onu koyanın üstüne — böyle bir görev yazgısı zorlar her an, güneşe koşmaya, çok ağırlaşmış bir ciddiyeti üstünden silkip atmaya. Her yol mubahtır bunun için, her "vaka" bir mutluluk vakasıdır. Özellikle de savaş. Savaş her zaman büyük akıllılığıydı çok manevileşmiş, çok derinleşmiş tinlerin; yaralanmada bile iyileştirici bir güç vardır hâlâ. Kaynağını, bilginlerin merakından sakladığım bir söz, çoktandır sloganım olmuştu:
Increscunt animi, virescit volnere virtus.
Putların AlacakaranlığıFriedrich Nietzsche · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20218,3bin okunma