Küçük Ağaç’ın Eğitimi arka kapakta yer alan açıklamasında Küçük Prens, Şeker portakalı tadında olduğundan bahsedince hiç kaçırmadım aldım. Konusu ve olayları anlatır bakımından en az Şeker Portakalı kadar etkili olduğunu düşünüyorum. Kitap Küçük Ağaç’ın dilinden aktarılıyor. Yani saf ve duru şekilde.
Küçük Ağaç beş yaşında hem öksüz hem yetim kalan bir çocuktur. Büyükanne ve büyükbabasıyla yaşamaya başlar. Hayatıyla ilgili aldığı eğitimler burada başlıyor. Çeroki olarak dağlarda yaşam kuran büyükbabası Küçük Ağaç’a doğa ve dünyayla ilgili eğitim veriyor. Eğitim veriyor derken ders gibi değil aslında günümüzde hepimizin unuttuğu şekilde anlatıyor. Mesela avlanmaya gittiklerinde büyükbabası ona geyiğin iyisini değil çelimsiz ve yavaş olanı seçmesini söyler. Güçlü olan hayatta kalırsa döngüyü bozmazlar, doğada neler yemesi gerektiğini kuşların yemediği çilek türlerini yememesini söyler. Dünyaya karşı sağduyulu, duyarlı ve saygılı olması yönünde kendi davranışlarıyla örnek olur Küçük Ağaç’a. Belki de kitabı okurken beni en çok toplum olarak dışlanan Çerokiler; insanlığı, saygıyı, doğayı dinlemeyi öğrenmiş ve yaşam tarzı haline getirmiş bir toplumdur. Yine bir örnek vereceğim, Küçük Ağaç’a küçük küçük değil tam yaşının gereği kabiliyeti olabilecek her işte sorumluluklar veriyor, yardımcı oluyor hatta Küçük Ağaç’ın hata yapmasına müsaade ediyor müdehale etmeden. (Burada durup düşünmek gerekiyor çocuklarımıza verdiğimiz sorumluluklar öğüt vermeyle sonlanıyorsa ne kadar etkili oluyor diye ?) Büyükanne ise akşamları kitaplar okuyarak, dinleyerek onun gelişimini destekler. Küçük Ağaç’ın aklından çıkarmayacağı bilgece sözleri eder. İnsanın 2 aklı olduğunu söyler. Biri “beden aklı” diğeri “ruh aklı”dır. Beden aklı yaşamını sürdürmek için gerekli donanımlar ve kullanış şekliyken,