Eda

Politika en geniş ve ideal anlamıyla logos'un belirleyiciliğinde ortak olana dair bir yönetme işlemini ifade ediyorsa bu durumda onu yalnızca bir toplamanın uygulaması olarak düşünmek yetersiz kalacaktır. Politikanın zemininin olanaklılığını sağlayan, bizatihi toplumsal alanda özneler arasındaki ilişkileri dönüştürebilme kudretidir. Bu bakımdan politikayı düşünmek demek, hemen her yerde türeyebilecek olan politik ilişkiyi düşünmek demeye gelecektir. Politikayı yalnızca bir hükmetme, yani negatif bir belirleme merdinin kendi dışında kalanlara güç uygulaması olarak düşünme hatasına düşmemek için politik ilişkinin iki uçlu yapısını göz önünde bulundurmak gerekecektir.
Sayfa 20·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hans Blumenberg'in dediği gibi "Kök, ağaca ve bitkiye asıl canlılığını verecek olan ışığa ulaşabilmek için, toprağın nüfuz edilebilir ve geçirgen olmasını talep eder[se]; insan elinden çıkma bina ise, tersine kaya gibi yoğun ve sert bir temele oturmak ister" (2012: 88). Peolis'in altında yatan temelse insanın yeniden üretimini güvence altına almaktır. Michel Foucault'nun işaret ettiği üzere "hükümranlığın amacına temel niteliğini veren şey, yani bu ortak fayda, bu genel fayda, nihai olarak yasaya itaatten başka bir şey değildir" (2013: 89). Bu anlamda insanın yeniden üretimi, hükümranlığın döngüsel amacının başlıca payandasıdır.
Sayfa 18·Kitabı okudu
Uygar kişi, kişisel ilişkilerinde sürekli çıkmaza giren insandır. Kendine koyduğu çoğunlukla enine-boyuna gözden geçirilmiş; aynı zamanda da sürekli yeniden gözden geçirdiği - ilkelere uyan bir davranışıyla, aynı ilkelerin farkında olduğunu sandığı, o ilkelere uyduğunu sandığı bir kişi ile olan ilişkisinde 'ters' bir duruma düşüverir. Bu türden yanılgıların kaynağı, genellikle,k uygar kişinin kendini içine yerleştirmeğe çalıştığı çerçeve ile, ilişkide bulunduğu kişilerin içinde bulundukları çerçevelerin aykırı olmasıdır. Aykırı düşen, yanılan, tabiî ki, uygar kişidir: Öteki kişi(ler) kendi ortam(lar)ındadır(lar), kendi ilkelerine uygunluk içindedir(ler); uygar kişinin ise belirgin, hazır bir ortamı yoktur, ilkelerini de, hep yeniden gözden geçirmek için, sürekli askıda tutar bu yüzden hep yanılmak zorundadır; ters, aykırı düşmek zorundadır...
Sayfa 51·Kitabı okudu
Uygar kişi "ne ise o olan" insandır - tek derdi, ne olduğunu anlamaktır. Çünkü daha önce de söyledik, bilinçtir uygarlık eninde sonunda. Olduğu gibidir; ama ne olduğunu anlamış değildir daha - bu anlamayı bitireceği de yoktur; bunu da bilir.
Sayfa 50·Kitabı okudu
Hep, olmamız gerektiğini düşündüğümüz kendimiz ile -hep biraz 'şaşarak' olmakta olduğumuzu gördüğümüz kendimiz arasındaki aykırılık, sanki, orası burası delik bir şemsiyeyle sağanak altına çıkmışız gibi bir etki bırakır üzerimizde.
Sayfa 27·Kitabı okudu