Utku Özmakas

Utku Özmakas

YazarÇevirmenEditör
7.8/10
43 Kişi
·
116
Okunma
·
2
Beğeni
·
174
Gösterim
Adı:
Utku Özmakas
Unvan:
Yazar
Doğum:
1986
1986, Bergama doğumlu. Lisans, yüksek lisans ve doktorasını Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde tamamladı. Şiirimizde Milenyum Kuşağı (Pan, 2008) ve Şiir İçin Paralaks (160. Kilometre, 2013) isimli iki şiir eleştirisi kitabı var. Yazarları arasında Frantz Fanon, Terry Eagleton, Thomas Lemke, Jacques Rancière, Stuart Hall, John Holloway ve Simon Critchley gibi düşünürlerin de bulunduğu on beşten fazla kitabı çevirdi. Halen Uşak Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde çalışıyor.
Fakat, dışlanan delinin, deli diye dışlanmadığını belirtmek ilginçtir. Dışlanmış olan şey, çalışma normuna tabii tutulmayan bir kitledir.
120 syf.
Yeni nesil fikir kitapları içerisinde en nitelikli kitaplardan biri diyebilirim.

Cinsiyet sorununu, Ekoloji sorunu, toplumsal eşitsizliği sorunun kaynağında arayan ve kapitalist toplum ilişkilerinin sonucu olduğu çok doğru analizlerle ele alınmış. Bu sorunlardan çıkış yolu olarak antikapitalist bir mücadelenin gerçekleşmesi gerektiği kaçınılmaz olarak nitelendiriliyor. Liberal feminizm ve tüketim kültürüyle ortaya çıkmış olan ticari feminizme karşı oldukça sert ifadeler bulunuyor. Keza bu konuda içeride ve dışarıda doğru noktalara hücum eden yazar Fraser, cinselliği ve cinsel kimlikleri düzenleyen bir sıfattan çok özgürleştiren bir sıfat edinilmesi gerektiğinin altını çiziyor.

Eveti kapitalizmin kar hırsı bütün emekçileri ezerek beslenirken kadınları iki kere ezerek bu hırsını tatmin ediyor.

Mücadelenin yolunu çizmiş bizlere yazarımız. Kadın erkek demeden verilecek sınıfsal anaerkil mücadele insanlığın kurtuluşu olacak anahtar olarak önümüze koymakta...
176 syf.
Daha önce queer okumalar yapmaya çalışmıştım ama dili fazlasıyla akademik ve ağır gelmişti, yarım bırakmak zorunda kaldım. Queer teoride de kavramlar biraz soyut olunca anlaması, kavraması epey bir zor oluyor. Queerin ve toplumsal cinsiyetin az çok ne olduğunu biliyorsanız ve bazı kavramlara aşinaysanız başlangıç için ideal bir kitap olduğunu düşünüyorum. Daha önce ntv yayınlarının çizgi serilerini okumuştum, tarzları da epey bi benziyor, sadece bu yayın daha uzun ve daha kapsamlı. Kitabı okuduktan sonra aklımda daha fazla soru işareti oluştu ve bazı boşluklar kaldı. Bu benim açımdan iyi bir durum.

Kitap ikili cinsiyet algımı ve heteronormatif düşüncelerimi görüp özeleştiri yapmamı sağladı. Queer teori cinselliği ve cinsiyeti akışkan, dinamik görüyor ve toplum tarafından inşa edildiğini iddia ediyor. Aynı zamanda kendimizi bir kimlikte sabitlememize de karşı çıkıyor, cinselliğe özcü yaklaşmayı fazlasıyla eleştiriyor. Cinsiyet, yönelim, ırk gibi kimliklerin toplum tarafından bir hiyerarşiye sokulduğunu, normatif kimliğe sahip olanlarınsa daha ayrıcalıklı bir konumda olduğunu söylüyor. Önce bir queer şemsiyesiyle dışlanan kimlikleri içine alıyor, daha sonra bu kimliklerin, kategorilerin yıkılması gerektiğini söylüyor. Kulağa biraz tanıdık geliyor değil mi :)İlk ekonomik sınıflarla karşılaştığımda zihnimin ve algı düzeyimin açıldığını bazı şeyleri daha iyi anlamlandırabildiğimi hissetmiştim. Aynı farkındalığı yaşıyorum. Bizzat bedenleri ve cinselliği konu aldığı için bilimi de ilgilendiren bir yanı var tabii, bu beni fazlasıyla heyecanlandırıyor. Kitabın pozitif ve negatif yanlarını ele almak gerekirse

Negatif
* Her şeyden biraz biraz, yüzeysel bir biçimde bahsediyor.
*Bu konularla hiç alakası olmayan bir cishet beyaz erkek için anlaşılmaz olabilir.

Pozitif
*Kitap kavramları üstün körü öğrenmek amacıyla kullanılabilir.
*Okuyan kişi hangi kavram için nereye başvurması gerektiğini öğrenebilir, içinde bolca makale ismi ve başka yazarların kitapları geçiyor.
*Sadece teori değil aktivizmden de bahsediyor.
*Queer teoriye yönelik eleştirilerden ve eleştiren yazarların kitapları, makalelerinden de bahsediyor.
*Sadece teoriye değil, bilimsel araştırmalara freud, kinsey gibi bilim adamlarına da değiniyor.
120 syf.
·1 günde
"Sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen insanın özgürlüğünü savunmak için çoğunluğun refahını kurban etmeyi reddeden bu feminizm, çoğunluğun ihtiyaç ve haklarını savunur: Yoksul ve işçi sınıfından kadınların, ırkçılığın kurbanı olmuş göçmen kadınların, queerlerin, trans bireylerin, engelli kadınların, sermaye onları sömürürken kendilerini "orta sınıf" olarak görmeye teşvik edilmiş kadınların ihtiyaç ve haklarını."

Kitabın 3. tezinde böyle söylüyor yazarlar. Feminizmi sadece kadına odaklı bir politik ideoloji olarak görmekten ziyade bütün ezilenlere odaklı bir hareket olarak konumlandırıyorlar.

Marx ve Engels'in birlikte yazdığı Komünist Manifesto okunurken nasıl heyecan veriyorsa, Fraser ve arkadaşlarının yazdığı bu feminist manifesto da bir o kadar heyecan katıyor insana okurken.

Manifesto toplamda 11 tez başlığından oluşuyor. Zorlu kuramsal okumalar yapanlar için su gibi akıp giden, heyecanla okunan, sizi elinizden tutup meydanlara, direnişe, her türlü sömürüyü protestoya çeken bir kitap.

Hele bir de kadınların sudan sebeplerle öldürüldüğü, işkence gördüğü, baskı uygulandığı bir ülkede böyle çeviri metinler okumak insana nefes aldırıyor. O yüzden çevirmenin emeğini de burada anmak gerek.

Azınlığın (%1) çıkarlarını reddeden, bunun yerine çoğunluğun (%99)haklarını, ihtiyaçlarını, sömürülen emeklerini savunan bir feminizme çağırıyor yazarlar bizi. Ki bu yazarlar sadece yazar değil aynı zamanda tanınmış aktivist.

Kitapta sadece eril düzenin bekçilerine değil, aynı zamanda kapitalist düzenle işbirliği içinde olan, özgürlüğü şirket CEO'su olmak olarak gören ve feminizmi çarpıtan liberal feminizme de yüklenilmiş. Bana kalırsa ülkemizdeki feminist kadın hareketlerinin en baş düşmanı aslında gericiler. Neo-liberal ticari feminizmin o kadar güçlü olduğunu sanmıyorum.

Gericiler en ufak bir kadın eylemini bile kutsalları devreye sokarak provoke edebilecek düzeyde bir kitleye sahip. Bu yüzden Türkiye'de kadın hareketinin baştaki hedefi patriyarkayı, homofobiyi ve cinsel baskı gibi gerici arkaizmleri devreye sokarak sistem karşıtı her hareketi bastırmaya çalışan gericiler olmalı.

Feminizm demek, kadına uygulanan şiddet içerikli bütün toplumsal ağların, kurumların, yapıların reddi demek. Peki bu şiddeti nasıl anlamalı? Feminizmin reddettiği şiddet evde kadına uygulanan koca dayağıyla mı sınırlı ya da boşanılmış bir eşin kafeden gündüz gözüne bıçaklanılmasından mı. Yazarlarımıza göre hayır.

"Toplumsal cinsiye şiddeti, yeniden üretim özgürlüğünü reddeden yasaların biyopolitik şiddetinden; piyasanın, bankaların, ev sahiplerinin ve tefecilerin ekonomik şiddetinden; polislerin, mahkemelerin ve gardiyanların devlet şiddetinden; sınırlarıdaki görevlilerin, göç rejimlerinin ve emperyal orduların ulus-aşırı şiddetinden; zihinlerimizi sömürgeleştiren, bedenlerimizi tahrif eden ve sesimizi kesen ana akım şiddetin simgesel şiddetinden; toplumlarımızı ve habitatlarımızı erozyona uğratan "yavaş" çevresel şiddetten bağımsız olarak düşünülemez." (F.B.M s,50)

Bu anlamda ülkemizde her kadın şiddetinde yaygın olarak dolaşıma sokulan "idam isteriz", "yasalar çıkarılsın" gibi tepkilerinde içi boş söylemler olduğunu görürüz. Çünkü yasalar, mahkemeler ve polis toplumsal cinsiyet şiddetini üreten kapitalist iktidar yapılarından bağımsız değildir.

Yazarlar sömürüsüz, yağmasız, talansız, şiddetin en aza indirgendiği daha yaşanılır bir dünyaya çağırıyorlar bizi. Böyle bir ütopyanın mücadelesinde bütün ezilenler farklılıkları yok saymaksızın birleşebilmeli ve evimizin içine kadar giren kapitalizmin daha sinsileşmiş biçimi olan neo-liberal kapitalizme karşı radikal ittifaklar kurabilmelidir.

"%99 için feminizm, durağanlaşmayı reddeden, kapitalizm karşıtı bir feminizmdir: Eşitlik sağlanana kadar hiçbir şekilde denkliklerden tatmin olmayacak, adalet tesis edilene kadar yasal haklarla yetinmeyecek ve bireysel özgürlükler herkes için özgürlük temelinde şekillenmediği sürece demokrasiden memnun olmayacak bir feminizm." (F.B.M s,118)

Eşitlik, özgürlük ve adalet.

Bir gün belki bir gün. Neden olmasın.

Okuduğum en güzel manifestoydu.
64 syf.
·Puan vermedi
Ünlü Moby Dick’in yazarı Herman Melville, 1856 yılında yayınlanan Kâtip Bartleby;Pasif bir direniş hikayesi ortaya koyuyor Bir çok yayınadan çeviri bulunan klasik bir kitap ama benim tavsiye ettiğim Sel yayınları .Wall Street'deki hukuk bürosuna kâtiplik yapan Bartleby hikayesi pek konuşkan olmayan tamamen işine odaklı günümüz deyimi ile iş kolik kişiliğe sahiptir ta ki o gün gelene kadar..., kendisini işe alan patronundan gelen bir başka iş talebini “yapmamayı tercih ederim” diye yanıtlar. Bu herşeyin dönüm noktası olmuştur.. ''Yapmamayı tercih ederim''Bartleby, bununla da kalmaz zaman içinde yapmakta olduğu işi de yapmaz olur ve kendisinden istenen bütün işler için aynı cevabı verir ve bununla beraber Pasif bir Direniş başlatmış olur.İnsanılık dışı çalışma koşularını eleştiren bu hikâye, bütün insanların iş ve zengin olmanın binbir türlü yolunun peşinde koştuğu ve bunun için herşeyi mübbah gördükleri günümüz dünyası için oldukça düşündürücü mesajlar veriyor... iyi okumalar
99 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Her zaman için edebiyat kuramları ve incelemeleri okumak edebiyat okuyanlar için çok faydalıdır.Bu sayede kitaplara daha derinlemesine bakabiliyoruz.Bu kitap da Terry Eagles çok tekrara düşmüş Benjamin Franklin ve George Lukas’dan çok alıntı yapıyor.Bundan dolayı yaratıcı bir eser olmamış.George Lukas’ı okuyamadığım için bu kitaba yöneldim ama beklentilerimi karşılayamadı.İsmail Tunalı’nın eserini okuyacağım.Umarım faydalı olur.
316 syf.
·3 günde·7/10
Yazarın da belirttiği gibi analitik bir perspektiften yazılan bu kitabın amacı filozofların çalışmalarına aşina olabilmek veya onlardan keyif alabilmektir, derinlemesine bir inceleme olmadığının kendisi de farkındadır. Adından da anlaşılacağı üzere yazarın derinlemesine detaylı bir felsefe tarihi sunmak gibi bir amacı yoktur. Modern felsefeyi genel kanıya uygun olarak Descartes ile başlatır ve Wittgenstein ile güncel görünümünü aldığını söyleyerek kitabı da bu tarihler arasında işler.

Kitabın Kant'a kadar olan bölümünde kesin bir dil ve az yorumla birlikte olabildiğince net bilgiler eşliğinde filozofların felsefesi anlatılmıştı ancak kitap Kant'tan sonra özellikle Hegel'de anlaşılmaz bir hâl aldı. Bu bölümlerde biraz daha fazla yoruma düşmesi ve bazı kavramların tanımını vermeden anlatmaya devam etmesi bu bölümleri benim açımdan anlaşılmaz kıldı. Okuduğum her felsefe kitabından sonra farkediyorum ki bazı kavramların Türkçe'de okuyucuya bir karşılık vermemesi konuyu tamamen anlamsız kılıyor.

Bazı yabancı yazarlarda karşılaştığım ileri okuma veya ek kaynakça jestine burada da rastladım. Çok geniş ve tasnifli bir ileri okuma reçetesi kitabın sonunda aşağı yukarı 10 sayfaya yayılmış, dikkate değer öneriler var.
86 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Kitap gibi kitap! Bütün dünyada bir öfke kol geziyor. Haklı, çok haklı bir öfke bu! Gelgelelim yanlış bir yere yöneliyor. Dahası, eğer bu öfkeyi doğru hedeflere yöneltemezsek hepimizi yok edecek. Bu öfkenin özünde umut var: Her şeyin daha iyi olabileceğine, geçmişin geri dönebileceğine, barışın yeniden sağlanabileceğine ve bir gün her şeyin yerli yerine oturabileceğine dair bir umut. Ne var ki bu umut tam aksinin şeklini alıyor: Zenginlerin gücünü katlıyor; dünyayı daha şiddet dolu, yaşamak için daha beter bir yer haline getiriyor. Faşistler ve köktendinciler de öfkeli, onlar da çocukları için kendilerince daha iyi bir dünya yaratmak istiyor; yine de öfkelerini boşaltma biçimleri tam aksi yönde bir etki yaratıyor. Öfkeyi sermayenin iktidarına, paranın hükümranlığına duyulan bir öfkeye dönüştürebilir miyiz yeniden? Dünyanın bütün aşağıdakileri arasında kol gezen öfke, nasıl gerçek demokrasiye doğru bir yol açabilir? Bu öfke, nasıl, doğru bir dava için güç toplamayı sağlayabilir? Bu sorulara cevap ararken, paraya odaklanıyor elinizdeki politik çözümleme. Paranın egemenliğine, paranın kendini değişmez, ebedî bir gerçeklik ve her şey gibi kabul ettirmesine isyan ediyor. Paranın, toplumsal ilişkileri zehirleyen bir saldırganlık biçimi olduğunu gösteriyor. Hayatın parasallaştırılmasının insaniyetimizi nasıl bozduğunu bir defa daha hatırlatıyor. John Holloway’in Leeds Üniversitesi’nde verdiği bir dizi derse dayanan metin, öğrencilere hitap etmenin etkililiğiyle ve heyecanıyla akıyor. Dünyayı değiştirme azminin enerji kaynaklarına inen, küçük ve tutkulu bir söylev...
64 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Arka kapak: “Modern insanın içsel çelişkilerini konu ettiği eserleriyle Amerikan edebiyatının başkaldıran sayılı kalemlerinden Herman Melville, “Yapmamayı tercih ederim" cümlesini edebiyat tarihine ve okurların hafızasına kazıyan Kâtip Bartleby novellasında ölümsüz bir karakter yaratır. Avukatlık bürosunda kâtiplik yapan Bartleby' nin naif bir reddedişle başlattığı direniş sarmalı, dünyaya dair esaslı bir bakış açısına dönüşür. Son derece basit görünen bu "tercih' in alışılmış davranışlar bütününü uğrattığı çaresizlik karşısında duyulan haz, büyük değişimlere yol açan yangınların küçük kıvılcımlarla alevlendiği gerçeğini de bir kez daha hatırlatır.

Modern dünyaya karşı pasif direnişin simgesi olan Bartleby karakteriyle Melville, özgür iradenin ölümsüz anıtını sözcüklerle dikiyor. “
.
.
.
.
Kısacık ama enteresan bir kitap okudum. Avukat ve yanındaki 3 kâtibi; Hindi, Cımbız ve Zencefilli’nin yanında tercih meselesinde tek tip kararı olan ‘yapmamayı tercih eden’ Kâtip Bartleby’nin tuhaf ve anlaşılamayan hikâyesi... Avukatın sabrına hayran kaldığım, okurken hem güldüren hem düşündüren bu eseri severek okudum
.
99 syf.
·Puan vermedi
Tarih ile edebiyat ilişkisini bir arada tutamıyorsanız, en önemlisi de Marksist teorilerin edebiyattan uzak durduğu tarftarıysanız içerisinde Marksizmin ve bir çok dönem düşünürleri ile edebiyat kuramcılarını da anlatan, onlardan aktarımlar yapan ( onları eleştiren, yeren ve hatta haklılığını ya da haksızlığını gösteren) Eagleton'un bu kitabı, Marks'ın Lenin'in Engels, Stalin, Troçki ve devrimci Rusya'nın edebiyatı ile dünya edebiyatını ve romancılığı inceliyor.

Bir romanın değinmesi gereken konuların neler olduğunu ve hangilerinin uzak durulması gereken yaklaşımlar hangilerinin aktarılması gereken yaklaşımlar olduğunu söylüyor.

Sanatın kapitalist yaşamdaki konumu da incelenen bu kitap okuyuculadan özellikle de roman okuyucularının irdelemesi gereken bir kitap.
316 syf.
Descartes’tan başlayarak modern felsefi akımları kısaca özetliyor. Yetersiz kaldığı konular çok fazla. Analitik felsefeye yaslanan bir yanı var. Cambridge’de yazıldığı dikkate alınarak okunmalı. İngiliz geleneği üzerinden yansıtılıyor çoğu zaman önermeler. Çevirisi de epey sıkıntılı. Kant’ı anlatırken kendinde şey kavramıyla anlatıdan koparıyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Utku Özmakas
Unvan:
Yazar
Doğum:
1986
1986, Bergama doğumlu. Lisans, yüksek lisans ve doktorasını Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde tamamladı. Şiirimizde Milenyum Kuşağı (Pan, 2008) ve Şiir İçin Paralaks (160. Kilometre, 2013) isimli iki şiir eleştirisi kitabı var. Yazarları arasında Frantz Fanon, Terry Eagleton, Thomas Lemke, Jacques Rancière, Stuart Hall, John Holloway ve Simon Critchley gibi düşünürlerin de bulunduğu on beşten fazla kitabı çevirdi. Halen Uşak Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde çalışıyor.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 116 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 184 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.