Eda

Sabitlenmiş gönderi
Segalen, dünyanın bir küre olduğunu gerçekten anladığımız andan itibaren yolculuk diye bir şey kalmadığını söylüyordu; çünkü bir kürenin üzerindeki bir noktadan uzaklaşmak bu noktaya yak­laşmaya başlamak demekti.
Sayfa 31·Kitabı okudu
Politika en geniş ve ideal anlamıyla logos'un belirleyiciliğinde ortak olana dair bir yönetme işlemini ifade ediyorsa bu durumda onu yalnızca bir toplamanın uygulaması olarak düşünmek yetersiz kalacaktır. Politikanın zemininin olanaklılığını sağlayan, bizatihi toplumsal alanda özneler arasındaki ilişkileri dönüştürebilme kudretidir. Bu bakımdan politikayı düşünmek demek, hemen her yerde türeyebilecek olan politik ilişkiyi düşünmek demeye gelecektir. Politikayı yalnızca bir hükmetme, yani negatif bir belirleme merdinin kendi dışında kalanlara güç uygulaması olarak düşünme hatasına düşmemek için politik ilişkinin iki uçlu yapısını göz önünde bulundurmak gerekecektir.
Sayfa 20·Kitabı okudu
Hans Blumenberg'in dediği gibi "Kök, ağaca ve bitkiye asıl canlılığını verecek olan ışığa ulaşabilmek için, toprağın nüfuz edilebilir ve geçirgen olmasını talep eder[se]; insan elinden çıkma bina ise, tersine kaya gibi yoğun ve sert bir temele oturmak ister" (2012: 88). Peolis'in altında yatan temelse insanın yeniden üretimini güvence altına almaktır. Michel Foucault'nun işaret ettiği üzere "hükümranlığın amacına temel niteliğini veren şey, yani bu ortak fayda, bu genel fayda, nihai olarak yasaya itaatten başka bir şey değildir" (2013: 89). Bu anlamda insanın yeniden üretimi, hükümranlığın döngüsel amacının başlıca payandasıdır.
Sayfa 18·Kitabı okudu
Foucault Yönetimsellik Kavramı Üzerine Bir Soru
Foucault okurlarına bir sorum var: Foucault'ya göre yönetimsellik kavramının işleyebilmesi için sizce hangi mekanizmalara ihtiyaç var? Örneğin öznelliğin imali, bilginin üretimi ve araçlarının oluşturulması, denetim gibi kavramlardan başka hangilerini ekleyebiliriz? Yani bir case'in yönetimsellik çerçevesinde incelenebilmesi için hangi bileşenlere ihtiyacımız vardır? Nasıl formülize ederdiniz?
Uygar kişi, kişisel ilişkilerinde sürekli çıkmaza giren insandır. Kendine koyduğu çoğunlukla enine-boyuna gözden geçirilmiş; aynı zamanda da sürekli yeniden gözden geçirdiği - ilkelere uyan bir davranışıyla, aynı ilkelerin farkında olduğunu sandığı, o ilkelere uyduğunu sandığı bir kişi ile olan ilişkisinde 'ters' bir duruma düşüverir. Bu türden yanılgıların kaynağı, genellikle,k uygar kişinin kendini içine yerleştirmeğe çalıştığı çerçeve ile, ilişkide bulunduğu kişilerin içinde bulundukları çerçevelerin aykırı olmasıdır. Aykırı düşen, yanılan, tabiî ki, uygar kişidir: Öteki kişi(ler) kendi ortam(lar)ındadır(lar), kendi ilkelerine uygunluk içindedir(ler); uygar kişinin ise belirgin, hazır bir ortamı yoktur, ilkelerini de, hep yeniden gözden geçirmek için, sürekli askıda tutar bu yüzden hep yanılmak zorundadır; ters, aykırı düşmek zorundadır...
Sayfa 51·Kitabı okudu