Bizce asıl yargılama, onları asanların,davanın ve sonuçlarının bittiğini, kapandığını sandığı anda; 6 Mayıs 1972 şafak vakti, halkın vicdanında yeniden başlamıştır.
Gerçekler gün ışığına çıktıkça, dava hakkında son ve kesin hükmü, en yüce yargıç olan halkımız verecektir.
“... O zamanın iktidar edenlerinden birinin, bu zamanın iktidar edenlerine tavsiyesi kulaktan kulağa fısıldanıyordu: Gençliği bölünüz!... Yetkililer korkaklık, kurnazlık içinde seyirci kalıyorlar, gene söylentilere göre bir gruba yardımcı oluyorlardı... Gençler artık kendi sorunları yanında memleket meseleleriyle de ilgileniyordu. Anadolu hâlâ aç, kaynaklar hâlâ tahrik edilemiyor, fırsat eşitliği hâlâ verilmiyor, mîrimiranlıktan kalma mütegallibe ve bir günde milyonlar vuranlar hâlâ mağara halkıyla aynı yurt sathında yan yana yaşıyordu. Pahalılık gene başıboş gidiyor, karşılıklı saygı tarihe karışıyor, az çalışıp çok kazanan kişiler türeten ülke oluyorduk. Halkın yarı nisbeti aydınlanmak şöyle dursun, okuyup yazmayı bile öğrenememişti. İdareciler gene ‘nurlu ufuklar’ nutuklarıyla karın doyurmaya devam ediyorlardı...”
Ölüm hangi nitelikte olursa olsun, yine de kendi ağırlığıyla gelir.Ve o gün Ankara’daki ölüm, ağlamayı dahi yasaklayan cinstendi. Haberi ilk veren spiker, sesinin titremesi nedeniyle huzurundan edildi.Mezarlığa ilk giden genç tutuklandı. Sokakta ilk bağıran bir kadın, alınıp götürüldü.