Ceci

Kızlarınızı iyi yetiştirin; Kendi kendilerine yetmeyi öğretin. Namuslu olmanın yürekten geçtiğini öğretin. Evden çıkar çıkmaz ilk köşede eteğinin boyunu kısaltmasına gerek olmadığını öğretin. İstediğini giymeyi öğretin. İnsanın ahlakının sadece kendi beyninde olduğunu öğretin. Kıskanılmanın sevilmeyle aynı olmadığını öğretin. Kıskanılmanın güzel, saygısızlığın kötü olduğunu öğretin. Beni çok kıskanır, dışarı çıkarmaz, şunu bunu giydirmez diyen adamla gurur duymamayı bunun aslında kendine hakaret olduğunu öğretin. Arayıp neredesin; kiminlesin vs. diyen adama seni tanımadan önce nasıl davranacağımı bilmiyor muydum haddini bil demeyi öğretin. Eşlerini aldatan erkeklerin yanındaki ikinci kadın olmamayı öğretin. Oğullarınızı iyi yetiştirin; Karşı cinse saygı duymayı öğretin. Gece yarısı evine geç dönen kadının, her kısa etek ile dolaşan kadının “aranmadığını” öğretin. Bir kadının omzuna arkadaş olarak da sarılabileceğini öğretin. Dokunmaktan korkmamasını öğretin. Sevmenin değer verme olduğunu öğretin. Sahip çıkmayla sahibi olmanın farklı olduğunu öğretin. Bulunmaz hint kumaşı olmadıklarını; olsalar bile burun silinen mendillerinde kumaştan yapıldığını; hiç kimseyi küçük görmemeyi öğretin. Ama bunları önce kendi içinizdeki çocuğa öğretin. Prof. Albert Einstein
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Bir yerlerden boğuk, yolunu şaşırmış bir müzik sesi geliyordu, elimde olmadan peşine düştüm, çünkü bugün her şey beni cezp ediyordu, kendimi tümüyle rastlantıya bırakmaktan büyük bir haz duyuyordum ve usulca dalgalanan bir insan denizinin ortasındaki bu körlemesine sürüklenişin olağanüstü bir cazibesi vardı. Kanım bu fokurdayan sıcak, kıvamlı insan bulamacının içinde iyice kabarmıştı: Bir anda yay gibi gerilmiş, uyarılmıştım; bu insan nefesi, toz, ter ve tütün karışımı geniz yakan dumansı kokunun içinde bütün duyularım sonuna kadar açılmıştı. Çünkü önceleri, hatta daha dün, kusursuz bir centilmen olarak yaşamım boyunca kibirle kaçındığım; adi, bayağı ve avam bulduğum her şey yeni uyanan içgüdülerimi büyülercesine çekiyordu; sanki hayvansı, dürtüsel ve bayağı olanla kendi aramda ilk kez bir yakınlık hissediyordum. Burada şehrin döküntülerinin, askerlerin, hizmetçi kızların, serserilerin arasında kendimi bir şekilde iyi hissediyordum ve bu benim için tümüyle anlaşılmaz bir şeydi: Soluduğum havadaki geniz yakan kokuyu bir çeşit hazla içime çekiyordum, yumak olmuş bir kalabalığın içinde iteklenip sıkıştırılmak hoşuma gidiyordu ve içinde bulunduğum anın beni iradem dışında sürükleyeceği noktayı şehvetli bir merakla bekliyordum
Dış kabuğum, eskiden ben olan o insan, çevresindeki diğer yüzleri hâlâ görüp tanırken içimde öylesine baş döndürücü bir müzik çağıldıyordu ki, bu çılgın gümbürtünün içinden haykırarak dışa bir şey yansıtmamak için kendimi zorlamam gerekti. İçimdeki bu kabarmanın verdiği fiziksel işkence duygusuyla elimi boğulan biri gibi yüreğimin altında gümbür gümbür attığı göğsümün üstüne şiddetle bastırmak zorunda kaldım. Fakat acı olsun, haz olsun, korku olsun, dehşet veya pişmanlık olsun, hiçbirini tek ve diğerlerinden ayrı hissetmedim, hepsi iç içe geçip erimişti; sadece hissettiğimi, yaşadığımı, nefes aldığımı duyuyordum. Ve yıllardır unutmuş olduğum bu en basit, en temel duygu beni sarhoş etti.
Ama daha siz beni dışlayamadan ben sizi dışladım, bugün öğleden sonra, benim de bir parçası olduğum o soğuk, kemikleşmiş dünyanızın dışına fırlattım kendimi, pistonların üstünde duygusuzca kayan ve kendi etrafında kibirle dönen o büyük mekanizmada sessizce çalışan bir çarktım ben de. Hiç bilmediğim bir uçurumun içine düştüm, yine de o bir saatin içinde sizin aranızda geçirdiğim kaskatı yıllardan çok daha canlı hissettim kendimi. Size ait değilim artık, içinizden biri değilim, ama yükseklerde ama diplerde dışınızda bir yerlerdeyim, fakat asla ve asla sizin burjuva refahınızın düz kumsallarında değilim artık. İlk kez iyiliğin ve kötülüğün insanın içinde yaratabileceği haz adına ne varsa hepsini hissettim, fakat benim nerelere vardığımı asla bilemeyeceksiniz, beni asla tanıyamayacaksınız: Ey siz insanlar, siz benim sırrımı nereden bileceksiniz!
Kendi içime bir sağanak gibi yağmanın, şimdiye kadar yaşadığım en derin rüyanın tatlı kucağında rahatsız edilmenin öfkesiyle irkildim