Muhabbet-i İlahiyenin tecellisinde ve o şarab-ı muhabbetten herkes istidadına göre mesttir. Malûmdur ki: Her kalb, kendine ihsan edeni sever ve hakikî kemale muhabbet eder ve ulvî cemale meftun olur. Kendiyle beraber sevdiği ve şefkat ettiği zâtlara dahi ihsan edeni daha pek çok sever. Acaba, -sâbıkan beyan ettiğimiz gibi- herbir isminde binler ihsan defineleri bulunan ve bütün sevdiklerimizi ihsanatıyla mes'ud eden ve binler kemalâtın menbaı olan ve binler tabakat-ı cemalin medarı olan binbir esmasının müsemması olan Cemil-i Zülcelal, Mahbub-u Zülkemal, ne derece aşk ve muhabbete lâyık olduğu ve bütün kâinat, onun muhabbetiyle mest ve sergerdan olmasının şayeste bulunduğu anlaşılmaz mı?
Bekliyorum, hiç kimsenin benim kadar beklemediği bir şafak vaktini!..
Ve yalnız ben... Gözlerim sökmeye yakın şafak aydınlığını seyre hazır, o olağanüstülüğü bekliyorum... Olağanüstülük? Ömrümün bütün girinti ve çıkıntılarını kendisine mahsus bildiğim büyük zuhur... Muazzam bir İslâmî Zuhur... Başıma ne geldiyse, bu yüzden!..