Alıklaşarak:
Ne gibi efendim?
Annenin ismi Pamuk. Oğluna da Pamuk adını vermek pek tekdüze olacak. Halbuki Hacı Molla yavrunun ismini de beyazlık fikrini eda edecek surette koymak isti- yordu. Tam dört saat tartıştık. "Kar" koymak istedik. Biraz soğuk düştü. "Beyaz" kelimesi tekrar etmeye pek uygun düşmüyordu. "Sefid"il Hacı Molla asla kabul etmedi. Çocukluğunda coğrafya okurken Bahr-i Sefid2 münasebe- tiyle bir dayak yemiş. Bu kelimeden nefret ediyor. "Ak" ismini teklif ettim. Hacı Molla kızdı. "Yavruyu 'Ak! Ak! Ak!' diye çağırırken herkes beni ördek gibi ötüyor sanır" dedi. Pamuk'un Acemcesi olan "Pembe" dedim. Hacı Molla "Beyaz kediye kırmızı denilmez" diyerek bunu red- detti. Nihayet yavrunun ismini "Zararsız" koyduk.
Tebessümle:
Ve şenlik kararlaştırıldı, bir kedi yavrusu...
Azizim, insanlar mantığı ne dediklerini ayırt etmek için değil, her dediklerini mantığa uydurmak için icat etmişler. Şimdi sana desem ki falanca kralın oğlu dünyaya gelmiş, o millet şenlik yapıyor. Bu sözlere hiç şaşırmaz ve belki de bunu pek doğal bulursun. Fakat bir kere düşün, düşün ki:
Evvela, çocuğun yaşayıp yaşamayacağı bilinmez;
İkincisi, iyi adam olup olmayacağı da bilinmez;
Üçüncüsü, insan olduğu için iyiden ziyade kötüye meyle-
deceği pek muhtemel;
Dördüncüsü, kral oğlu olduğu için kibirli, zorba, bencil ve... biraz cahil olması da öngörülebilir. Şimdi şu özelliklere sahip olan bir çocuk için şenlik yapılışına ses çıkarmazken, Zararsız'ın âleme ayak basması iki kişinin sevincine değmez mi?
Alayları bile birer hikmet dersi içeren bu garip adama kendimi alıkoyamadan şaşkın şaşkın bakmaktayken Aynalı neyi üflemeye ve okumaya başladı: